# 33. Ahzab suresi 72. ayet

- **Sure:** 33. Ahzab suresi (Topluluklar) — سُورَةُ ٱلْأَحْزَابِ
- **Ayet:** 72 / 73 · **Cüz:** 22 · **Mushaf sayfası:** 426
- **Kaynak:** https://acikkuran.com/ahzab-suresi/72-ayet-meali

## Arapça

اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُۜ اِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاًۙ

## Okunuş

İnna aradnel emanete ales semavati vel ardı vel cibali fe ebeyne en yahmilneha ve eşfakne minha ve hamelehal insan, innehu kane zalumen cehula.

## Çeviriler

### Bayraktar Bayraklı — Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur'an Meali

Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, sorumluluğundan korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalimdir; çok cahildir.

### Mehmet Okuyan — Kur’an Meal-Tefsir

Biz emaneti (sorumluluğu) göklere, yere ve dağlara sunmuştuk da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler, (sorumluluğundan) korkmuşlardı.[1] Onu insan yüklenmişti. Şüphesiz ki o (insan), çok zalimdir,[2] çok cahildir.

_Dipnotlar_
- [1] Buradaki "korkmak" fiili gökler ve yer için elbette mecazdır; sorumluluğun büyüklüğünü gösteren bir kullanımdır. Zira sorumluluğun ne olduğunu fark edebilmek için onu idrak etmek gerekir. Aklı, iradesi, bilgisi, bilinci vs. olmayan varlıkların bu türden korkularla anılması mecaz olarak anlaşılmalıdır.
- [2] Burada sözü edilen insan, sorumluluğunun gereğini yerine getirmeyendir. Bu nedenle [zalûm] (çok zalim) ve [cehûl] (çok cahil) sıfatlarıyla anılmıştır.

### Erhan Aktaş — Kerim Kur'an

Biz, emaneti[1] göklere, yere ve dağlara sunduk. Onu yüklenmeye yanaşmadılar.[2] Ondan korktular.[3] Onu insan yüklendi. O, çok zalim ve çok cahildir.[4]

_Dipnotlar_
- [1] Dilediğini yapabilme özgürlüğü. Özgür irade sahibi olmayı. Emanetin insana verilmesi demek onun akıl ve özgür irade sahibi kılınması demektir.
- [2] Özgür irade sahibi olmaktan çekindiler.
- [3] Ürperdiler. Emanetin, göklere, yerlere ve dağlara sunulması mecazi bir anlatımdır. Bununla, vahiy sorumluluğunun üstlenilmesinin, akıl ve irade sahibi olmanın ne denli önemli ve değerli bir sorumluluk olduğu anlatılmak istenmektedir.
- [4] Bu niteleme, insanların tamamını kapsamamaktadır. İnsan kelimesinin başında belirlilik takısı var. Dolayısı ile bildik, bilinen, belli bir kesim insandan söz etmektedir. Bu nitelemeler, yüklendiği sorumluluğun gereğini yerine getirmeyen insan içindir. Bu insan, büyük bir cehaletle hem kendisine hem de dışındaki aleme büyük bir haksızlık yapmaktadır. Allah, akıl ve özgür irade sahibi kılınma sorumluluğunu kötüye kullanan kimseleri cezalandıracak, emanete gerektiği gibi sahip çıkanları, sorumluluklarını yerine getirenleri de ödüllendirecektir.

### Süleymaniye Vakfı — Süleymaniye Vakfı Meali

Biz emaneti[1] göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar yüklenmekten kaçındılar, ondan korkup titrediler. Onu insan yüklendi, o da sürekli yanlış yapan ve cahillik edip duran[2] bir hale dönüştü[3].

_Dipnotlar_
- [1] Burada emanet, Allah'ın emir ve yasakları karşısında özgür iradeyle seçim yapma, böylece imtihana tabi olma yükümlülüğüdür. Gök, yer ve dağların bu imtihana tabi olacak güçte olmadıkları [Haşr 59/21](https://acikkuran.com/59/21) ayetinden anlaşılmaktadır. Onlar da kendilerine sunulan bu emanetten korkmuşlar, onun yerine Allah'ın onlara yüklediği görevi yerine getirme konusunda gönülden boyun eğmişlerdir ([Fussilet 41/11](https://acikkuran.com/41/11)).
- [2] 'Bilmemek, yanlış düşünmek, yanlış hareket etmek' anlamlarına gelen cehl (جهل) kökünden türemiş olan cehul (جهول) kelimesi, "sürekli cahillik eden, cahillik edip duran" anlamındadır (Müfredat). Yusuf aleyhisselamın "Rabbim! &hellip; Kadınların oyununu benden savmazsan onlara kapılırım ve cahillik edenlerden olurum. ([Yusuf 12/33](https://acikkuran.com/12/33))" demesi de, Musa aleyhisselamın "Cahillik edenlerden/kendini bilmez biri olmaktan Allah'a sığınırım! ([Bakara 2/67](https://acikkuran.com/2/67))" demesi de bu anlamdaki cehalettir. Cehul'un buradaki manası da aynıdır yani sorumluluk yüklenmesine rağmen kendini tutamayarak onu yerine getirmemek anlamındadır.
- [3] Bu ayetteki nakıs fiil olan "kane (كان)"ye "sare (صار):dönüştü" anlamı verilmiştir.

### Ali Rıza Safa — Kur'an-ı Kerim Gerçek

Sorumluluğu, göklere, yeryüzüne ve dağlara verdik; onu yüklenmekten çekindiler, ondan korktular. Ve insan, onu yüklendi. Aslında, o, çok haksızlık yapar; çok bilisizdir.

### Mustafa İslamoğlu — Hayat Kitabı Kur’an

İşin gerçeği Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk; ve onlar emanete ihanetten kaçındılar; nihayet onu insan yüklendi: ne var ki, o da zalim ve cahil biri olup çıktı.

### Yaşar Nuri Öztürk — Kur'an-ı Kerim Meali

Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler. İnsan ise çok zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi.

### Ali Bulaç — Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı

Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.

### Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Evet Biz, o emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar onu yüklenmeye yanaşmadılar ve ondan korktular da insan yüklendi onu. O gerçekten çok zalim, çok cahil bulunuyor

### Muhammed Esed — Kur'an Mesajı

Gerçek şu ki, Biz (akıl ve irade) emaneti(ni) göklere, yere ve dağlara sunmuştuk; ama (sorumluluğundan) korktukları için onu yüklenmeyi reddettiler. O (emanet)i insan üstlendi; zaten o, daima haksızlığa ve akılsızlığa son derece meyyal biridir.

### Diyanet İşleri — Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.

### Elmalılı Hamdi Yazır — Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali

Evet, biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arzettik, onlar onu yüklenmeğe yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi, o cidden çok zalim, çok cahil bulunuyor

### Süleyman Ateş — Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali

Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenmekten kaçındılar, on(un sorumluluğun)dan korktular; onu insan yüklendi; (fakat onun ağır sorumluluğunu tam kavrayamadı) doğrusu o, çok zalim, çok cahildir.

### Gültekin Onan

Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim çok cahildir.

### Hasan Basri Çantay — Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim

Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz (ve teklif) etdik de onlar bunu yüklenmekden çekindiler, bundan endişeye düşdüler. İnsan (a gelince: O, tutdu) bunu sırtına yükledi. Çünkü o, çok zulümkar, çok cahildir.

### İbni Kesir

Gerçekten Biz, emaneti; göklere, yeryüzüne ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten çekindiler. Ve korkup titrediler. Onu insan yüklendi. Doğrusu insan; pek zalim ve pek cahil oldu.

### Şaban Piriş — Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı

Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk, onu taşımaktan kaçındılar, ondan korktular. Onu insan yüklendi. O, zalim ve cahil oldu.

### Ahmed Hulusi — Türkçe Kur'an Çözümü

Muhakkak ki biz o Emaneti (Esma şuuruyla yaşamayı), semalara (benlik bilincine), arza (bedene) ve dağlara (organlara) önerdik de, onu yüklenmekten kaçındılar (Esma bileşimleri onu açığa çıkarmaya elvermedi); ve ondan korktular! Onu, İnsan (hilafeti oluşturan Esma manalarını açığa çıkarma şuuru) yüklendi! Muhakkak ki o zalim (hakikatini hakkıyla yaşamakta yetersiz) ve cahildir (sınırsız Esma'yı bilmede yetersizdir)!

### Erhan Aktaş (Eski Baskı) — Kerim Kur'an

Biz, emaneti[1] göklere, yere ve dağlara sunduk. Onu taşımaya yanaşmadılar[2]. Ondan korktular.[3] Onu insan taşıdı. O, çok zalim ve çok cahildir.[4]

_Dipnotlar_
- [1] İrade sahibi olmayı, iradesiyle hareket etmeyi, dilediğini yapabilme özgürlüğünü.
- [2] İrade sahibi olmaktan çekindiler.
- [3] Emanetin, göklere, yerlere ve dağlara sunulması mecazi bir ifadedir. Bununla emaneti yüklenmenin, yani irade sahibi olmanın ne denli önemli bir sorumluluk olduğu anlatılmak istenmektedir.
- [4] Bu niteleme, insanların tamamını kapsayan bir niteleme değildir; yüklendiği sorumluluğun gereğini yerine getirmeyen insanlar içindir. Zira yüklendiği sorumluluğun gereğini yerine getirmeyen insan, büyük bir cehaletle hem kendisine hem de dışındaki aleme büyük bir haksızlık yapmaktadır.

### Progressive Muslims

We have offered the trust to the heavens and the Earth, and the mountains, but they refused to bear it, and were fearful of it. But the human being accepted it; he was transgressing, ignorant.

### Sam Gerrans — The Qur'an: A Complete Revelation

We presented the trust to the heavens and the earth and the mountains, and they refused to bear it and were afraid of it; but man bore it — he is unjust and ignorant —

### Aisha Bewley

We offered the Trust to the heavens, the earth and the mountains but they refused to take it on and shrank from it. But man took it on. He is indeed wrongdoing and ignorant.

### Rashad Khalifa — The Final Testament

We have offered the responsibility (freedom of choice) to the heavens and the earth, and the mountains, but they refused to bear it, and were afraid of it. But the human being accepted it; he was transgressing, ignorant.,

### The Monotheist Group — The Quran: A Monotheist Translation

We have offered the trust to the heavens and the earth, and the mountains, but they refused to bear it, and were fearful of it. But man accepted it; he was transgressing, ignorant.

### Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — Süleymaniye Vakfı Meali

Biz emaneti[1]; göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkup titrediler. Onu insan yüklendi. O da çok zalimleşti[2] ve kendine hakim olamadı[3]. .

_Dipnotlar_
- [1] Emanet : ..
- [2] Bu ayetteki nakıs fiil olan كان ‘ye  صار = dönüştü; anlamı verilmiştir.
- [3] Emanet

 حم (1) عسق (2)

 كَذَلِكَ يُوحِي إِلَيْكَ وَإِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (3)

 لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ (4)

 تَكَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلَائِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْأَرْضِ أَلَا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
- [4] [الشورى : 1 –

 لَوْ أَنْزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
- [5] [الحشر : 21]

 فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاءُ وَالْأَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَرِينَ
- [6] [الدخان : 29]

 5]

### Erhan Aktaş (10. Baskı) — Kerim Kur'an

Biz, emaneti[1] göklere, yere ve dağlara sunduk. Onu yüklenmeye yanaşmadılar[2]. Ondan korktular.[3] Onu insan yüklendi. O, çok zalim ve çok cahildir.[4]

_Dipnotlar_
- [1] Dilediğini yapabilme özgürlüğü.
- [2] İrade sahibi olmaktan çekindiler.
- [3] Ürperdiler. Emanetin, göklere, yerlere ve dağlara sunulması mecazi bir ifadedir. Bununla, vahiy sorumluluğunun üstlenilmesinin, akıl ve irade sahibi olmanın ne denli önemli bir sorumluluk olduğu anlatılmak istenmektedir.
- [4] Bu niteleme, insanların tamamını kapsamamaktadır. İnsan sözcüğünün başında belirlilik takısı var. Dolayısı ile bildik, bilinen, belli bir kesim insandan söz etmektedir. Bu nitelemeler, yüklendiği sorumluluğun gereğini yerine getirmeyen insan içindir. Bu insan, büyük bir cehaletle hem kendisine hem de dışındaki aleme büyük bir haksızlık yapmaktadır.

### Abdullah Yusuf Ali

We did indeed offer the Trust to the Heavens and the Earth and the Mountains; but they refused to undertake it, being afraid thereof: but man undertook it;- He was indeed unjust and foolish;-

### Al-Hilali & Khan

Truly, We did offer Al-Amânah (the trust or moral responsibility or honesty and all the duties which Allâh has ordained) to the heavens and the earth, and the mountains, but they declined to bear it and were afraid of it (i.e. afraid of Allâh’s Torment). But man bore it. Verily, he was unjust (to himself) and ignorant (of its results).[2]

### Taqi Usmani

We did offer the Trust to the heavens and the earth and the mountains, but they refused to bear its burden and were afraid of it, and man picked it up. Indeed he is unjust (to himself), unaware (of the end).

### Abdul Haleem

We offered the Trust to the heavens, the earth, and the mountains, yet they refused to undertake it and were afraid of it; mankind undertook it- they have always been inept and foolish.

### Marmaduke Pickthall

Lo! We offered the trust unto the heavens and the earth and the hills, but they shrank from bearing it and were afraid of it. And man assumed it. Lo! he hath proved a tyrant and a fool.

### Abul A'la Maududi — Tafhim commentary

We offered the trust to the heavens and the earth and the mountains, but they refused to carry it and were afraid of doing so; but man carried it. Surely he is wrong-doing, ignorant.[1]

_Dipnotlar_
- [1] In the end, Allah wants man to realize his real position in the world; if in that position he regarded the life of the world as mere fun and sport and adopted a wrong attitude carelessly, he would only be working for his own doom.

### Mustafa Khattab — The Clear Quran

Indeed, We offered the trust to the heavens and the earth and the mountains, but they ˹all˺ declined to bear it, being fearful of it. But humanity assumed it, ˹for˺ they are truly wrongful ˹to themselves˺ and ignorant ˹of the consequences˺,

### Bijan Moeinian

I (God) offered the responsibility [freedom of choice and being God’s vice-gerent] to the heavens, the earth and the mountains [this indicates that the matter is also a living species having a spirit of its own. After all, how can its electrons circle around their nucleolus without energy and spirit?], they refused to bear it[as they were afraid of failing in such a big mission.] Only man accepted this mission; how ignorant this unjust creature is.

### Amatul Rahman Omar

Verily, We presented the trust (- Our injunctions and laws) to the heavens and the earth and the mountains and they refused to prove false to it, and they were struck with awe of it. On the other hand a human-being has proved false to it (by betraying the trust and violating the Divine commandments), for he could be unjust and is forgetful.

### E. Henry Palmer

Verily, we offered the trust to the heavens and the earth and the mountains, but they refused to bear it, and shrank from it; but man bore it: verily, he is ever unjust and ignorant.

### Arthur John Arberry

We offered the trust to the heavens and the earth and the mountains, but they refused to carry it and were afraid of it; and man carried it. Surely he is sinful, very foolish.

### Hamid S. Aziz

He will put your deeds into a right state (correctly adjust, harmonise, make whole) for you, and forgive you your faults; and whoever obeys Allah and His Messenger, he indeed achieves a mighty success.

### Mahmoud Ghali

Surely We presented (Literally: set before) the Trust (i. e., Trust of devotion) to the heavens and the earth and mountains. Yet they refused to carry it and felt timorous about it, and man carried it. Surely he has been constantly unjust, constantly ignorant.

### George Sale

We proposed the faith unto the heavens, and the earth, and the mountains: And they refused to undertake the same, and were afraid thereof; but man undertook it: Verily he was unjust to himself, and foolish:

### Ali Quli Qarai

Indeed We presented the Trust to the heavens and the earth and the mountains, but they refused to bear it, and were apprehensive of it; but man undertook it. Indeed he is most unfair and senseless.

### Mohamed Ahmed - Samira

We had offered the Trust (of divine responsibilities) to the heavens, the earth, the mountains, but they refrained from bearing the burden and were frightened of it; but man took it on himself. He is a faithless ignoramus.

### Muhammad Asad

Verily, We did offer the trust [of reason and volition] to the heavens, and the earth, and the mountains: but they refused to bear it because they were afraid of it. Yet man took it up - for, verily, he has always been prone to be most wicked, most foolish.

### Abdel Khalek Himmat — Al- Muntakhab

We offered the "trust" to the heavens, the earth and the mountains -with what it entails of expectation of knowing and reasoning, of feeling and thinking and of obligations and responsibilities- but they declined to bear it for what it involves of burdensome consequences. But man (Adam -his genes-) accepted it and was willing to bear the responsibility and to give an undertaking of fidelity; He was indeed unfair to himself, having no knowledge of the logical Sequence.

### Shabbir Ahmed

Verily, We did offer the trust of compliance to the heavens, and the earth, and the mountains and they, being fearful, breach not what is entrusted upon them. Yet man, with his free will, is the only one who breaches this trust of compliance. For, verily, he wrongs himself without knowing it. (Haml = Accept or bear and = Betray the trust - Like Haram = Forbiddingly bad and = Sacred).

### Syed Vickar Ahamed

Truly, We did offer the trust, duty and responsibility to the heavens, and the earth, and the mountains; But they refused to undertake it, because they were afraid of it: But man undertook it— Verily, he was being ignorant (and foolish about the responsibility)—

### Sahih International — (Umm Muhammad, Mary Kennedy, Amatullah Bantley)

Indeed, we offered the Trust to the heavens and the earth and the mountains, and they declined to bear it and feared it; but man [undertook to] bear it. Indeed, he was unjust and ignorant.

## Kelimeler

| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | إِنَّا — inna | şüphesiz biz | — |
| 2 | عَرَضْنَا — aradna | sunduk | عرض — Ayn-Ra-Dad |
| 3 | ٱلْأَمَانَةَ — l-emanete | emaneti | امن — Elif-Mim-Nun |
| 4 | عَلَى — ala | — | — |
| 5 | ٱلسَّمَـٰوَٰتِ — s-semavati | göklere | سمو — Sin-Mim-Vav |
| 6 | وَٱلْأَرْضِ — vel'erdi | ve yere | ارض — Elif-Ra-Dad |
| 7 | وَٱلْجِبَالِ — velcibali | ve dağlara | جبل — Cim-Be-Lam |
| 8 | فَأَبَيْنَ — feebeyne | fakat kaçındılar | ابي — Elif-Be-Ye |
| 9 | أَن — en | — | — |
| 10 | يَحْمِلْنَهَا — yehmilneha | onu yüklenmekten | حمل — Ha-Mim-Lam |
| 11 | وَأَشْفَقْنَ — ve eşfekne | ve korktular | شفق — Şin-Fe-Kaf |
| 12 | مِنْهَا — minha | ondan | — |
| 13 | وَحَمَلَهَا — vehameleha | ve onu yüklendi | حمل — Ha-Mim-Lam |
| 14 | ٱلْإِنسَـٰنُ ۖ — l-insanu | insan | انس — Elif-Nun-Sin |
| 15 | إِنَّهُۥ — innehu | doğrusu o | — |
| 16 | كَانَ — kane | — | كون — Kef-Vav-Nun |
| 17 | ظَلُومًۭا — zelumen | çok zalimdir | ظلم — Zay-Lam-Mim |
| 18 | جَهُولًۭا — cehulen | çok cahildir | جهل — Cim-he-Lam |

---
Önceki: https://acikkuran.com/ahzab-suresi/71-ayet-meali.md · Sonraki: https://acikkuran.com/ahzab-suresi/73-ayet-meali.md
Alındığı tarih: 2026-08-16
Açık Kuran — https://acikkuran.com — CC BY-NC-SA 4.0 — Alıntılarken çevirmenin adını belirtin.
