# 14. İbrahim suresi 4. ayet

- **Sure:** 14. İbrahim suresi (İbrahim) — سُورَةُ إِبْرَاهِيمَ
- **Ayet:** 4 / 52 · **Cüz:** 13 · **Mushaf sayfası:** 254
- **Kaynak:** https://acikkuran.com/ibrahim-suresi/4-ayet-meali

## Arapça

وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِه۪ لِيُبَيِّنَ لَهُمْۜ فَيُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ

## Okunuş

Ve ma erselna min resulin illa bi lisani kavmihi li yubeyyine lehum, fe yudillullahu men yeşau ve yehdi men yeşa', ve huvel azizul hakim.

## Çeviriler

### Bayraktar Bayraklı — Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur'an Meali

Onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin dili ile gönderdik. Artık Allah dileyeni saptırır, dileyeni de doğru yola iletir. Çünkü O, güçlüdür; hikmet sahibidir.

### Mehmet Okuyan — Kur’an Meal-Tefsir

(Allah'ın emirlerini) onlara açıklasın diye her elçiyi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik.[1] Allah dileyeni (layık gördüğünü) saptırır, dileyeni (layık gördüğünü) de doğru yola ulaştırır.[2] O güçlüdür, doğru hüküm verendir.

_Dipnotlar_
- [1] Bu cümlede Yüce Allah'ın peygamber görevlendirmedeki sistemine dikkat çekilmekte, her peygamberin yalnızca kendi kavminin diliyle görevlendirildiği ifade edilmektedir. Bu ayette dillerin birbirinden üstün olmadığına, vahyin ilk muhataplarının dilinin tercih edildiğine dikkat çekilmektedir.
- [2] Bu cümle şöyle de tercüme edilebilir: "Allah dilediğini (layık olanı) saptırır, dilediğini (layık olanı) ise doğru yola ulaştırır."; "Allah (azabı tercih edip) dileyeni (layık gördüğünü) saptırır, (bağışlanmayı) dileyeni (layık gördüğünü) ise doğru yola ulaştırır." Benzer mesajlar: Bakara 2:284; Al-i İmrân 3:129; Mâide 5:18, 40; Ra‘d 13:27; Nahl 16:93; Hacc 22:16; ‘Ankebût 29:21; Fâtır 35:8; Fetih 48:14; Müddessir 74:31.

### Erhan Aktaş — Kerim Kur'an

Biz, mesajımızı anlaşılır olarak iletebilmesi için hiçbir Resulü kendi halkının dilinden başka bir dille göndermedik. Allah, artık hak eden kimseyi[1] saptırır, hak eden kimseyi[1] de doğru yola iletir. O, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.

_Dipnotlar_
- [1] Kelimesi kelimesine, dilediğini. "Dilediğini demek: Hak edeni demektir; Allah, sapkınlığı gerektiren şeyleri yapanı saptırır; doğru yola iletilmeyi gerektiren şeyleri yapanı da doğru yola iletir, demektir. Allah, "dilediğimi" demekle, "kimin neyi hak ettiğine en doğru kararı Ben veririm," demeyi kastetmektedir. Zira burada Allah'ın "dilemesi" insanın "dilemesine", "insanın seçimine" bağlı olarak gerçekleşmektedir. Dilemek anlamına gelen "Şae" kelimesinin ayetteki anlamı; "gayret göstereni, bir şey yapmak isteyeni" yani "bir şeyi dileyeni" anlamındadır. Seçim insana aittir ve belirleyici olan insanın "dilemesi"dir 10:108; 76:3).

### Süleymaniye Vakfı — Süleymaniye Vakfı Meali

Biz, her elçiyi /Kitabı [1] ancak kendi halkının dili ile gönderdik ki (ayetleri) onlara açık açık göstersin. Bundan sonra Allah, (sapkınlığı) tercih edeni sapkın sayar, (doğru yolu) tercih edeni de yoluna kabul eder[2]. O, daima üstün ve bütün kararları doğru olandır.

_Dipnotlar_
- [1] Resul (رسول), "birine gönderilen söz" anlamına geldiği gibi "o sözü iletmek için gönderilen elçi" anlamına da gelir. (Müfredat). Allah'ın elçilerinin görevi, onun sözlerini insanlara ulaştırmaktır. Bu sebeple Kur'an'da geçen Allah'ın resulü (رسول اللّه) ifadelerinde asıl vurgu ayetleredir. Muhammed aleyhisselam öldüğü için bizim muhatabımız olan resul, sadece Kur'an'dır ([Al-i İmran 3/144](https://acikkuran.com/3/144)).
- [2] Şae (شاء) fiili, "bir şey yapmak" anlamındaki şey (شيء) mastarından türemiştir. Allah'ın yapması o şeyi var etmesi, insanın yapması da o şey için gereken çabayı göstermesidir (Müfredat). Allah, her şeyi bir ölçüye göre var eder ([Kamer 54/49,](https://acikkuran.com/54/49) [Ra'd 13/8](https://acikkuran.com/13/8)). İmtihanla ilgili şeyleri iyi ve kötü diye ikiye ayırmıştır ([Enbiya 21/35](https://acikkuran.com/21/35)). Allah, herkesin doğru yolda olmasını ister ([Nisa 4/26](https://acikkuran.com/4/26)) ama sadece doğru şeyler yapanı doğru yolda sayar ([Nur 24/46](https://acikkuran.com/24/46)). Yaptığının doğru veya yanlış olduğunu da kişiye ilham eder. Onun için doğru davrananın içi rahat, yanlış davrananın içi de sıkıntılı olur ([Şems 91/7](https://acikkuran.com/91/7)-[10](https://acikkuran.com/91/10)). Buna göre şae (شاء) fiilinin öznesi Allah olursa "gerekeni yaptı veya yarattı", insan olursa "gerekeni yaptı" anlamında olur. Allah insanlara, tercihlerine göre davranma hürriyeti vermeseydi hiç kimse yanlış bir şey yapamaz ve imtihan diye bir şey de olmazdı ([Nahl 16/93](https://acikkuran.com/16/93)). Yanlış kader anlayışını imanın bir esası gibi İslam'a yerleştirmek isteyenler, büyük bir çarpıtma yaparak şae (شاء) fiiline irade yani isteme ve dileme anlamı vermiş; bunu, tefsirlere hatta sözlüklere bile yerleştirerek birçok ayetin mealini bozmuşlardır. Bkz: https://www.suleymaniyevakfi.org/akaid-arastirmalari/kuranda-sey-mesiet-irade-ve-fitrat.html

### Ali Rıza Safa — Kur'an-ı Kerim Gerçek

Onlara iyice açıklaması için, her elçiyi, kendi toplumunun diliyle gönderdik. Böylece, Allah, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Çünkü O, Üstündür; Bilgelik ve Adaletle Yönetendir.

### Mustafa İslamoğlu — Hayat Kitabı Kur’an

Biz her peygamberi yalnızca kendi kavminin diliyle gönderdik ki, mesajı onlara açık ve net olarak iletsin. Bundan sonradır ki Allah isteyenin sapmasını dileyecek, isteyeni ise doğru yola yöneltecektir: Zira her işinde mükemmel olan, hükmünde tam isabet kaydeden O'dur.

### Yaşar Nuri Öztürk — Kur'an-ı Kerim Meali

Biz, görevlendirdiğimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki, onlara açık seçik beyanda bulunsun. Bunun ardından, Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Aziz'dir, Hakim'dir O!

### Ali Bulaç — Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı

Biz hiç bir elçiyi, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık anlatsın. Böylece Allah, dilediğini şaşırtıp saptırır, dilediğini hidayete erdirir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

### Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ve biz her gönderdiğimiz peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara iyice açıklasın; sonra da Allah dilediğini sapıklık içinde bırakır, dilediğini de hidayete erdirir. Ve O, öyle herşeye galip, tam hüküm sahibidir.

### Muhammed Esed — Kur'an Mesajı

Biz her elçiyi, mutlaka kendi halkının diliyle (vahyedilmiş bir mesajla) gönderdik ki, (hakkı) onlara açık (ve dolaysız) bir biçimde ulaştırabilsin; artık bundan sonra Allah (sapmayı) dileyeni sapıklık içinde bırakır, (doğru yolu tutmayı) dileyeni de doğru yola yöneltir, çünkü doğru hüküm ve hikmetle edip eyleyen en yüce iktidar sahibi O'dur.

### Diyanet İşleri — Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali

Biz her peygamberi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (Allah'ın emirlerini) iyice açıklasın. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

### Elmalılı Hamdi Yazır — Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali

Ve biz her gönderdiğimiz Resulü ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki onlara iyi beyan etsin sonra da Allah dilediğini dalalette bırakır, dilediğini de hidayete irdirir, ve öyle aziz hakim o

### Süleyman Ateş — Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali

Biz, her elçiyi kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açıklasın. Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini yola iletir. O, azizdir, hüküm ve hikmet sahibidir.

### Gültekin Onan

Biz hiç bir elçiyi kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki onlara apaçık anlatsın. Böylece Tanrı, dilediğini şaşırtıp saptırır, dilediğini hidayete erdirir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

### Hasan Basri Çantay — Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim

Biz hiçbir peygamberi kendi kavminin dilinden başkasıyle göndermedik ki (emr olunduklarını) onlara apaçık anlatsın. Artık Allah kimi dilerse sapdırır, kimi de dilerse doğru yola götürür. O, (iradesinde) yegane (haakim ve) gaalibdir, tam hüküm ve hikmet saahibidir.

### İbni Kesir

Biz, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik ki; onlara, apaçık anlatsın. Bundan sonra Allah; dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Ve O; Aziz'dir, Hakim'dir.

### Şaban Piriş — Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı

Kendilerine apaçık anlatabilsin diye, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik. Allah dilediğini sapıklıkta bırakır ve dilediğini de doğru yola çıkarır; güçlü olan, Hakim olan O'dur.

### Ahmed Hulusi — Türkçe Kur'an Çözümü

Biz her Rasulü kendi toplumunun lisanı ile irsal ettik ki, onlara en anlaşılır şekilde açıklasın. . . (Artık) Allah dilediğini saptırır ve dilediğine de hidayet eder. . . O, Aziyz'dir, Hakiym'dir.

### Erhan Aktaş (Eski Baskı) — Kerim Kur'an

Biz, mesajımızı anlaşılır olarak iletebilmesi için hiçbir rasulü kendi halkının dilinden başka bir dille göndermedik. Allah, artık dileyen kimseyi saptırır, dileyen kimseyi de hidayete iletir.[1] O, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.

_Dipnotlar_
- [1] Allah, doğru yola iletilmek isteyeni doğru yola iletir; sapkınlıkta kalmak isteyeni sapkınlıkta bırakır. Sapkınlığı gerektiren şeyler yapanı saptırır; doğru yola iletilmeyi gerektiren şeyleri yapanı da doğru yola iletir. Hidayet ve dalalet konusu insanın dilemesiyle ilişkilidir. Allah, bir kimseyi ne zorla hidayete erdirir ne de zorla dalalete iletir. İman ve inkar konusunda sorumluluk bütünüyle insana aittir.

### Progressive Muslims

And We have not sent any messenger except in the language of his people, so he may clarify to them. But God misguides whom He wills, and He guides whom He wills. And He is the Noble, the Wise.

### Sam Gerrans — The Qur'an: A Complete Revelation

And We sent a messenger only in the tongue of his people, that he might make plain to them; and God sends astray whom He wills, and guides whom He wills; and He is the Exalted in Might, the Wise.

### Aisha Bewley

We have not sent any Messenger except with the language of his people so he can make things clear to them. Allah misguides anyone He wills and guides anyone He wills. He is the Almighty, the All-Wise.

### Rashad Khalifa — The Final Testament

We did not send any messenger except (to preach) in the tongue of his people, in order to clarify things for them. GOD then sends astray whomever He wills, and guides whomever He wills. He is the Almighty, the Most Wise.

### The Monotheist Group — The Quran: A Monotheist Translation

And We have not sent any messenger except in the language of his people, so he may clarify for them. But God misguides whom He wills, and He guides whom He wills. And He is the Noble, the Wise.

### Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — Süleymaniye Vakfı Meali

Biz, her resulü[1] kendi halkının dili ile gönderdik ki onlar için her şeyi ortaya koysun. Bundan sonra Allah, sapıklığı tercih edeni sapık sayar, hidayeti tercih edeni de yoluna kabul eder. Daima üstün ve bütün kararları doğru olan O'dur.

_Dipnotlar_
- [1] Resul (رسول), "gönderilen" demektir. Bir bilgiyi iletmek için gönderilen elçiye resul dendiği gibi onunla gönderilen bilgiye de resul denir (Müfredat). Kur'an'daki resul kelimeleri ya elçi ya da Allah'ın Kitabı anlamındadır. Elçi ölümlü, Kitap kalıcıdır. Uhud savaşında Nebimiz'in öldüğüne dair haberlerin yayılması üzerine Allah Teala şöyle demiştir: "Muhammed sadece elçidir. Ondan önce de elçiler geldi. O ölse veya öldürülse, gerisin geri mi döneceksiniz?" (Al-i İmran 3/144) Arap toplumuna, Arap dili ile gönderilen  resul, Kur'an olduğu için bu ayette kelimeye başka anlam verilemez. Ayet, Allah'ın kitabının, her topluma kendi dili ile ulaştırılması gerektiğini bildirmektedir.

### Erhan Aktaş (10. Baskı) — Kerim Kur'an

Biz, mesajımızı anlaşılır olarak iletebilmesi için hiçbir Resulü kendi halkının dilinden başka bir dille göndermedik. Allah, artık hak eden kimseyi[1] saptırır, hak eden kimseyi[1] de doğru yola iletir. O, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.

_Dipnotlar_
- [1] Literal olarak dilediğini: Dilediğini demek; hak edeni, doğru yolu bulma çabasında olanı anlamındadır. Allah, sapkınlığı gerektiren şeyleri yapanı saptırır; doğru yola iletilmeyi gerektiren şeyleri yapanı da doğru yola iletir, demektir. Kimin neyi hak ettiğine kararı Allah verir. Ayetteki "Şae" sözcüğü, "dilediğini" anlamının yanı sıra, "şey edeni", "gayret göstereni", "bir şey yapmak isteyeni" anlamına da gelmektedir.

### Al-Hilali & Khan

And We sent not a Messenger except with the language of his people, in order that he might make (the Message) clear for them. Then Allâh misleads whom He wills and guides whom He wills. And He is the All-Mighty, the All-Wise.

### Abdullah Yusuf Ali

We sent not a messenger except (to teach) in the language of his (own) people, in order to make (things) clear to them. Now Allah leaves straying those whom He pleases and guides whom He pleases: and He is Exalted in power, full of Wisdom.

### Marmaduke Pickthall

And We never sent a messenger save with the language of his folk, that he might make (the message) clear for them. Then Allah sendeth whom He will astray, and guideth whom He will. He is the Mighty, the Wise.

### Taqi Usmani

We did not send any messenger but (speaking) in the language of his people, so that he might clearly convey the message to them. So, Allah lets go astray whom He wills and lets find guidance whom He wills. And He is the Mighty, the Wise.

### Abdul Haleem

We have never sent a messenger who did not use his own people’s language to make things clear for them. But still God leaves whoever He will to stray, and guides whoever He will: He is the Almighty, the All Wise.

### Mustafa Khattab — The Clear Quran

We have not sent a messenger except in the language of his people to clarify ˹the message˺ for them. Then Allah leaves whoever He wills to stray and guides whoever He wills. And He is the Almighty, All-Wise.

### Abul A'la Maududi — Tafhim commentary

Never have We sent a Messenger but he has addressed his people in their language that he may fully expound his Message to them.[1] (And after the Message is expounded), Allah lets go astray whomsoever He wills, and guides to the Right Way whomsoever He wills.[2] He is the All-Mighty, the All-Wise.[3]

_Dipnotlar_
- [1] This implies two things: First, Allah sent down His message in the language of the people from among whom a Prophet was raised so that they might not have any excuse left that they could not understand the language of the message. Secondly, this ruled out the presumption that a Messenger was ever given the message in a different language merely for the sake of a miracle. For Allah considered it more important to make the people understand the message and guide them rightly than to satisfy their curiosity. Obviously the purpose could best be served only if the message was sent down to them in their own language by their Prophet and not in any other.
- [2] That is, although the Messenger conveys the message in the mother tongue of the people, which is understood by everyone of them, yet all of them are not guided aright. This happens because of the fact that all of those who understand a message do not necessarily accept it. For it is entirely with Allah to show guidance by means of His message to anyone He wills and to let go astray anyone in spite of it.
- [3] As Allah is All-Powerful, no one is able by oneself to get guidance or to go astray, for none is completely independent but is under the power of Allah. But as He is All-Wise, He does not use His power blindly so as to show guidance to anyone He wills and to let go astray anyone He desires without rhyme or reason. In fact, the one who gets guidance from Him gets it on merit and the one who is let go astray is deprived of guidance because he himself deliberately chooses deviation.

### Mohamed Ahmed - Samira

We never sent a messenger who did not speak the tongue of his people, that he may explain to them distinctly. God leads whosoever He wills astray, and shows whoever He wills the way: He is all-mighty and all-wise.

### George Sale

We have sent no apostle but with the language of his people, that he might declare their duty plainly unto them: For God causeth to err whom He pleaseth, and directeth whom He pleaseth; and He is the mighty, the wise.

### Hamid S. Aziz

We never sent a Messenger save with the language of his people, that he might clarify the message to them. Then Allah leads whom He will astray, and guides whom He will; and He is the Mighty, the Wise.

### E. Henry Palmer

We have not sent any apostle save with the language of his people, that he might explain to them. But God leads whom He will astray, and guides whom He will; and He is the mighty, the wise.

### Amatul Rahman Omar

And We sent no Messenger but (he spoke) in the language of his people so that he might make (all Our Messages) clear to them, yet Allâh leaves in error those who wish to remain in error and guides him who wishes to be guided (to the right path). And He is the All-Mighty, the All-Wise.

### Mahmoud Ghali

And in no way have We sent any Messenger except with the tongue of his people, that he may make (the message) evident for them. Then Allah leads into error whomever He decides and guides whomever He decides; and He is The Ever-Mighty, The Ever-Wise.

### Bijan Moeinian

For those who ask why Qur’an is not revealed in another language as a miracle!] God has always sent His words to each nation on their own language so that they may get the message clearly. [The message thus being clear], God then makes whoever he pleases [of the disbelievers] to walk on the wrong path and whoever he pleases to join the right path and He is the All Mighty, the Wisest.

### Ali Quli Qarai

We did not send any apostle except with the language of his people, so that he might make [Our messages] clear to them. Then Allah leads astray whomever He wishes, and He guides whomsoever He wishes, and He is the All-mighty, the All-wise.

### Arthur John Arberry

And We have sent no Messenger save with the tongue of his people, that he might make all clear to them; then God leads astray whomsoever He will, and He guides whomsoever He will; and He is the All-mighty, the All-wise.

### Muhammad Asad

AND NEVER have We sent forth any apostle otherwise than [with a message] in his own people's tongue, so that he might make [the truth] clear unto them; but God lets go astray him that wills [to go astray], and guides him that wills [to be guided] -for He alone is almighty, truly wise.

### Abdel Khalek Himmat — Al- Muntakhab

We never sent a Messenger, to a people, who did not master their tongue so that he makes himself understood, distinctly expressing all that is meant leaving nothing merely implied. There and then does Allah misguide whom He will and guides to His path of righteousness whom He will, and He is the AL-Aziz (the Almighty) and AL-Hakim (the Source of wisdom and wise mysterious dispensations).

### Shabbir Ahmed

We never sent a Messenger who did not speak the language of his people, so that he might make the Message clear to them. People go astray or attain guidance according to Allah's Laws (4:88). He is Almighty, Wise.

### Syed Vickar Ahamed

We did not send a messenger except (to teach) in the language of his (own) people, so as to make (things) clear to them. Then Allah leaves wandering those whom He pleases: And guides whomsoever He wills: And He is the Exalted in Power (Al-Aziz), the Full of Wisdom (Al-Hakeem).

### Sahih International — (Umm Muhammad, Mary Kennedy, Amatullah Bantley)

And We did not send any messenger except [speaking] in the language of his people to state clearly for them, and Allah sends astray [thereby] whom He wills and guides whom He wills. And He is the Exalted in Might, the Wise.

## Kelimeler

| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَآ — ve ma | ve | — |
| 2 | أَرْسَلْنَا — erselna | biz göndermedik | رسل — Ra-Sin-Lam |
| 3 | مِن — min | her | — |
| 4 | رَّسُولٍ — rasulin | elçiyi | رسل — Ra-Sin-Lam |
| 5 | إِلَّا — illa | başka | — |
| 6 | بِلِسَانِ — bilisani | dilinden | لسن — Lam-Sin-Nun |
| 7 | قَوْمِهِۦ — kavmihi | kendi kavminin | قوم — Kaf-Vav-Mim |
| 8 | لِيُبَيِّنَ — liyubeyyine | açıklasın diye | بين — Be-Ye-Nun |
| 9 | لَهُمْ ۖ — lehum | olara | — |
| 10 | فَيُضِلُّ — feyudillu | şaşırtır | ضلل — Dad-Lam-Lam |
| 11 | ٱللَّهُ — llahu | Allah | — |
| 12 | مَن — men | kimseyi | — |
| 13 | يَشَآءُ — yeşa'u | dilediğin | شيا — Şin-Ye-Elif |
| 14 | وَيَهْدِى — ve yehdi | ve yola iletir | هدي — he-Dal-Ye |
| 15 | مَن — men | kimseyi | — |
| 16 | يَشَآءُ ۚ — yeşa'u | dilediği | شيا — Şin-Ye-Elif |
| 17 | وَهُوَ — ve huve | ve O | — |
| 18 | ٱلْعَزِيزُ — l-azizu | azizdir | عزز — Ayn-Za-Za |
| 19 | ٱلْحَكِيمُ — l-hakimu | hüküm ve hikmet sahibidir | حكم — Ha-Kef-Mim |

---
Önceki: https://acikkuran.com/ibrahim-suresi/3-ayet-meali.md · Sonraki: https://acikkuran.com/ibrahim-suresi/5-ayet-meali.md
Alındığı tarih: 2026-08-24
Açık Kuran — https://acikkuran.com — CC BY-NC-SA 4.0 — Alıntılarken çevirmenin adını belirtin.
