2. Bakara suresi 66. ayet

/ 286
Erhan Aktaş (Kerim Kur'an)

Biz bunu, onlara ve onlardan sonra gelecek kuşaklara ibret; muttakilere* de öğüt olarak yaptık.

فَجَعَلْنَاهَا نَكَالاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ
Fe cealnaha nekalen li ma beyne yedeyha ve ma halfeha ve mev'ızaten lil muttakin.
Bayraktar Bayraklı
(Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur'an Meali)
Biz bu cezayı, bizzat görenlere ve sonradan gelenlere bir ders, sakınanlar için de bir öğüt vesilesi kıldık.
Edip Yüksel
(Mesaj: Kuran Çevirisi)
Bu cezayı çağdaşlarına ve sonraki kuşaklara bir ibret ve erdemli insanlar için de bir öğüt yaptık.
Erhan Aktaş
(Kerim Kur'an)
Biz bunu, onlara ve onlardan sonra gelecek kuşaklara ibret; muttakilere* de öğüt olarak yaptık.
Süleymaniye Vakfı
(Süleymaniye Vakfı Meali)
Bunu, o gün yaşayanlara ve arkadan gelenlere ders ve müttakilere* öğüt olsun diye yapmıştık.
Ali Rıza Safa
(Kur'an-ı Kerim Gerçek)
Böylece, bunu, aynı dönemde yaşayanlara ve sonra gelecek olanlara uyarıcı bir örnek; sorumluluk bilinci taşıyanlara da bir öğüt yaptık.
Mustafa İslamoğlu
(Hayat Kitabı Kur’an)
Ve onları, hem ilk kuşaklar hem de sonraki nesiller için bir ibret vesikası, (taklitten) sakınanlar içinde uyarıcı bir örnek kıldık.
Yaşar Nuri Öztürk
(Kur'an-ı Kerim Meali)
Bu durumu, o zamankilere ve onların ardından geleceklere ibret dolu bir ceza, takva sahiplerine de bir öğüt yaptık.
Ali Bulaç
(Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı)
Bunu, hem çağdaşlarına, hem sonra gelecek olanlara 'ibret verici bir ceza', takva sahipleri için de bir öğüt kıldık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve bu cezayı önündekilere ve sonrakilere bir ibret dersi ve korunacaklara da bir öğüt ve nasihat yaptık.
Muhammed Esed
(Kur'an Mesajı)
Ve onları hem kendi zamanları, hem de bütün gelecek zamanlar için uyarıcı bir örnek kıldık, Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlara da ibret alınacak bir ders.
Diyanet İşleri
(Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali)
Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.
Elmalılı Hamdi Yazır
(Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali)
ve bu ukubeti önündekilere ve arkasındakilere bir dersi ibret ve korunacaklara bir va'z-u nasıhat olmak üzere yaptık.
Süleyman Ateş
(Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali)
Ve bunu, önündekilere ve ardından geleceklere ibret bir ceza, (Allah'ın azabından) korunanlara da bir öğüt yaptık.
Gültekin Onan
Bunu çağdaşlarına / yanında olanlara (lima beyne yedeyha) ve sonraki kuşaklara / gelecek olanlara (halfeha) bir ceza / azab / ibret verici ceza (nekalen) ve muttakiler için de bir öğüt / nasihat (mevızaten) yaptık.
Hasan Basri Çantay
(Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim)
Binaen'aleyh onu hem önündekilere (o zaman hazır olanlara), hem ardındakilere (sonradan geleceklere) ibret verici ceza ve (mü'minlerden) takvaaye erenler de bir öğüd yaptık.
İbni Kesir
Artık bunu hem önündekilere, hem de ardındakilere ibret verici bir ceza, hem de müttakilere bir öğüt kıldık.
Şaban Piriş
(Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı)
Böylece onların akıbetini hem önlerinde bulunanlar için, hem de kendilerinden sonra gelecekler için bir ibret ve Allah'tan korkanlar için de bir öğüt vesilesi yaptık.
Suat Yıldırım
(Kuran-ı Kerim ve Meali)
Bunu, hem bu hadiseye şahit olanlara, hem de sonradan gelecek olan nesillere bir ibret ve korunacaklara da bir öğüt kıldık.
Ahmed Hulusi
(Türkçe Kur'an Çözümü)
Bu; olayı yaşayanlara ve onlardan sonra gelenlere ibret bir ceza olsun; korunmak isteyenler de bundan öğüt alsınlar, diyedir.
Rashad Khalifa
(The Final Testament)
We set them up as an example for their generation, as well as subsequent generations, and an enlightenment for the righteous.
The Monotheist Group
(The Quran: A Monotheist Translation)
So it was that We made it into an example for what had happened in it and also what had passed, and a reminder to the righteous.
Edip-Layth
(Quran: A Reformist Translation)
We did this as a punishment for what they had done on it and afterwards, and a reminder to the righteous.
# Kelime Anlam Kök
1 fecealnaha: ve bunu yaptık جعل
2 nekalen: ibretlik bir ceza نكل
3 lima: şey için
4 beyne: arasındaki (önündeki) بين
5 yedeyha: onların iki eli يدي
6 ve ma: ve şey (için)
7 halfeha: ardından gelen خلف
8 ve mev'izeten: ve bir öğüt وعظ
9 lilmuttekine: müttakiler için وقي