Erhan Aktaş / Kerim Kur'an
Rahmeti Bol ve Kesintisiz Olan Allah'ın Adıyla
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Surat astı ve yüz çevirdi.
عَبَسَ وَتَوَلَّى
Abese ve tevella.
O gözleri görmeyen geldi diye.
أَن جَاءهُ الْأَعْمَى
En caehul a'ma.
Sen bilemezsin, belki o tezkiye* olacak.
وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكَّى
Ve ma yudrike leallehu yezzekka.
Veya öğüt alır ve böylece öğüt ona yararlı olur.
أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ الذِّكْرَى
Ev yezzekkeru fe tenfeahuz zikra.
Fakat öğüt almayı gereksiz gören o kimseye gelince de;
أَمَّا مَنِ اسْتَغْنَى
Emma menistagna.
Sen ona ilgi gösteriyorsun.
فَأَنتَ لَهُ تَصَدَّى
Fe ente lehu tesadda.
Oysaki onun arınmak istememesinden sorumlu sen değilsin.
وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّى
Ve ma aleyke ella yezzekka.
Fakat sana koşarak gelen kimseye gelince;
وَأَمَّا مَن جَاءكَ يَسْعَى
Ve emma men caeke yes'a.
O huşu duyanla,
وَهُوَ يَخْشَى
Ve huve yahşa.
Sen onunla ilgilenmiyorsun.
فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّى
Fe ente anhu telehha.
Hayır! Kuşkusuz o bir öğüttür.
كَلَّا إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ
Kella inneha tezkirah.
Dileyen kimse ondan öğüt alır.
فَمَن شَاء ذَكَرَهُ
Fe men şae zekerah.
O şerefli sayfalardadır,
فِي صُحُفٍ مُّكَرَّمَةٍ
Fi suhufin mukerrameh.
Yüceltilmiş, temizlenmiş,
مَّرْفُوعَةٍ مُّطَهَّرَةٍ
Merfuatin mutahherah.
Yazıcıların elleriyle,
بِأَيْدِي سَفَرَةٍ
Bi eydi seferah.
Şerefli ve birr* sahiplerince.
كِرَامٍ بَرَرَةٍ
Kiramin berarah.
İnsan* kendisini mahvetti, o ne kadar da nankördür.
قُتِلَ الْإِنسَانُ مَا أَكْفَرَهُ
Kutilel insanu ma ekferah.
Onu hangi şeyden yarattı?
مِنْ أَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُ
Min eyyi şey'in halakah.
Bir nutfeden! Sonra da ona kader takdir etti.*
مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُ
Min nutfeh, halakahu fe kadderah.
Sonra hak yolu ona kolaylaştırdı.*
ثُمَّ السَّبِيلَ يَسَّرَهُ
Summes sebile yesserah.
Sonra onu öldürdü ve kabre koydurdu.
ثُمَّ أَمَاتَهُ فَأَقْبَرَهُ
Summe ematehu fe akberah.
Sonra dilediği zaman onu diriltip ortaya çıkardı.
ثُمَّ إِذَا شَاء أَنشَرَهُ
Summe iza şae enşerah.
Hayır! Ona buyurduğu şeyi yerine getirmedi.
كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَا أَمَرَهُ
Kella lemma yakdı ma emerah.
İnsan* yiyeceğine bir baksın!
فَلْيَنظُرِ الْإِنسَانُ إِلَى طَعَامِهِ
Felyanzuril insanu ila taamih.
Suyu nasıl akıttıkça akıttık.
أَنَّا صَبَبْنَا الْمَاء صَبًّا
Enna sabebnel mae sabba.
Sonra yeri yardıkça yardık.
ثُمَّ شَقَقْنَا الْأَرْضَ شَقًّا
Summe şekaknel arda şakka.
Böylece orada taneler yetiştirdik;
فَأَنبَتْنَا فِيهَا حَبًّا
Fe enbetna fiha habba.
Üzümler, sebzeler,
وَعِنَبًا وَقَضْبًا
Ve ineben ve kadba.
Zeytinler, hurmalar,
وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا
Ve zeytunen ve nahla.
Dalları iç içe girmiş bahçeler,
وَحَدَائِقَ غُلْبًا
Ve hadaika gulba.
Meyveler ve otlaklar.
وَفَاكِهَةً وَأَبًّا
Ve fakiheten ve ebba.
Size ve hayvanlarınıza geçim olarak.
مَّتَاعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ
Metaan lekum ve li en'amikum.
Fakat o kulakları sağır edici ses geldiği zaman.
فَإِذَا جَاءتِ الصَّاخَّةُ
Fe iza caetis sahhah.
O gün insan kardeşinden kaçar;
يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ
Yevme yefirrul mer'u min ehih.
Annesinden ve babasından,
وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ
Ve ummihi ve ebih.
Eşinden ve çocuklarından.
وَصَاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ
Ve sahıbetihi ve benih.
Onların hepsinin İzin Günü başından aşkın uğraşısı vardır.
لِكُلِّ امْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ
Li kullimriin minhum yevmeizin şe'nun yugnih.
İzin Günü pırıl pırıl yüzler vardır;
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ
Vucuhun yevmeizin musfirah.
Gülen, sevinen.
ضَاحِكَةٌ مُّسْتَبْشِرَةٌ
Dahıketun mustebşirah.
İzin Günü, kimi yüzler de tozludur*,
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ
Ve vucuhun yevmeizin aleyha gaberah.
Onu bir karanlık kaplar.*
تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ
Terhekuha katerah.
İşte bunlar gerçeği yalanlayan nankörlerdir, facirlerdir.*
أُوْلَئِكَ هُمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ
Ulaike humul keferetul fecerah.