Rahmeti Bol ve Kesintisiz Olan Allah'ın Adıyla
Elif. Lâm. Mîm.
Bu Kitâp, mutlak gerçeğin ta kendisidir. O, muttakîler için hidâyettir.
Onlar; gayba îmân ederler, salâtı ikâme ederler ve verdiğimiz rızıktan infak ederler.
Onlar, sana indirilene ve senden önce indirilmiş olanlara îmân ederler. Ve onlar, Âhiret'e de kesin olarak îmân ederler.
Onlar, Rabb'lerinden bir hidâyet üzerindedirler. İstediklerini elde edenler onlardır.
Şu bir gerçektir ki: Kâfirleri uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; îmân etmezler.
Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerinde perde vardır. Onları büyük bir azâp beklemektedir.
Kimi insanlar, îmân etmedikleri halde, Allah'a ve Âhiret Günü'ne îmân ettiklerini söylerler.
Onlar, Allah'ı ve Îmân Edenleri aldatmaya çalışıyorlar. Oysa sadece kendilerini aldatıyorlar da bunun ayırdında değiller.
Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah da bu hastalıklarını arttırmıştır. Bu yalancılıklarından dolayı onlara can yakıcı bir azâp vardır.
Onlara, "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın." denildiğinde, "Biz ancak düzelticileriz." derler.
İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat bunun şuurunda değiller.
Ne zaman onlara, "îmân eden kimseler gibi îmân edin." dense, "Biz, hiç aklı ermeyenler gibi îmân eder miyiz?" derler. İyi bilin ki asıl aklı ermeyenler onlardır; fakat bunun ayırdında değiller.
Îmân Edenlerle karşılaştıkları zaman: "İnandık." derler. Şeytânları ile baş başa kaldıkları zaman, "Biz, sizinle beraberiz; onlarla sadece alay ediyoruz." derler.
Allah da onları alay konusu yapar. Azgınlıkları içinde bocalayıp durmalarına zaman tanır.
Onlar, doğru yola karşılık sapkınlığı satın almışlardır. Bu ticaretlerinde bir kazanç yoktur. Ve doğru yolu bulamamışlardır.
Onların durumu karanlıkta ateş yakan kimselerin durumu gibidir. Ateş, etraflarını aydınlatır aydınlatmaz, Allah onların ışığını yok eder ve onları karanlıklar içinde görmez halde bırakır.
Sağır, dilsiz ve kördürler. Artık doğru yola dönmezler.
Ya da onların durumu; içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşekler bulunan, sağanak bir yağmurda; ölüm korkusuyla, yıldırım sesinden kulaklarını parmaklarıyla tıkayan kimselerin durumuna benzer. Oysaki Allah, Kâfirleri her yönden kuşatmıştır.
Şimşek, neredeyse görmelerini yok edecekti. Şimşek, aydınlık verince ışığında yürürler; üzerlerine karanlık çökünce de oldukları yerde kalakalırlar. Allah dileseydi onların işitme ve görme yetilerini tamamen yok ederdi. Kuşkusuz, Allah'ın gücü her şeye yeter.
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb'inize kulluk edin ki takvâ sahibi olasınız.
O ki sizin için yeri bir döşek, göğü de bir bina yaptı ve gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. O halde, Allah'a bile bile denkler koşmayın.
Eğer kulumuza indirdiğimizden kuşku duyuyorsanız, o zaman onun aynısı bir sûre getirin. Allah'tan başka bütün tanıklarınızı da çağırın. Eğer doğru söyleyen kimselerseniz!
Eğer bunu yapamazsanız -ki asla yapamayacaksınız- o halde Kâfirler için hazırlanmış, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten korunun.
Îmân edip, sâlihâtı yapanları; içlerinde ırmaklar akan cennetler ile müjdele. Onlara ne zaman yiyecek bir şey sunulsa: "Bu daha önce rızıklandığımız şeydir." derler. Oysa bu onlara benzer olarak verilmiştir. Onlar için arındırılmış eşler vardır. Ve onlar, orada kalıcıdırlar.
Doğrusu Allah, bir sivrisineği veya ondan daha küçüğünü örnek olarak vermekten çekinmez. Îmân Edenler, bunun, Rabb'lerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Kâfirler ise: "Allah, bu örnekle neyi amaçlamıştır?" derler. Allah, bu örnekle birçok kimseyi saptırır, birçok kimseyi de doğru yola iletir. Bununla, ancak fâsıkları saptırır.
O kimseler misâklerinden sonra Allah'ın ahdini bozarlar. Allah'ın bağlı kalınmasını istediği şeyle bağlarını koparırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte onlar, hüsrana uğrayanlardır.
Allah'a, nasıl küfrediyorsunuz? Siz ölüler iken sizi var etti, sonra sizi öldürecek, sonra tekrar dirilterek kendisine döndürecektir.
O ki yerde olanların tamamını sizin için yarattı. Sonra O, göğe istevâ etti; onları yedi gök halinde düzenledi. O, Her Şeyi Bilen'dir.
Hani! Bir zamanlar Rabb'in, meleklere: "Ben yeryüzünde bir halîfe tayin edeceğim." demişti. Melekler: orada bozgunculuk yapanı ve kan dökeni mi halîfe yapacaksın? Oysa biz Seni mutlak üstünlüğünle, eşsizliğin ve benzersizliğinle yüceltip kutsuyoruz." dediler. Allah: "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim." dedi.
Allah, Âdem'e bütün isimleri öğretti. Sonra onları meleklere sunup: "Eğer doğru söyleyenlerden iseniz bunların isimlerini bana bildirin." dedi.
Melekler de: "Sen subhânsın. Bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz Sen her şeyi gerçeği ile bilensin." dediler.
Allah: "Ey Âdem! Bunların isimlerini onlara bildir." dedi. Âdem isimleri onlara bildirince, Allah meleklere: "Göklerin ve yerin gaybını Ben bilirim; Ben, sizin açıkladıklarınızı da içinizde gizlediklerinizi de bilirim, dememiş miydim?" dedi.
Sonra meleklere: "Âdem'e secde edin." demiştik. İblîs hariç hemen secde etmişlerdi. O, yüz çevirip büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.
Dedik ki: "Ey Âdem! Eşinle birlikte cennette oturun. Orada dilediğiniz her şeyden bol bol yiyin. Fakat şu şecereye yaklaşmayın; yoksa haksızlık yapmış olursunuz."
Fakat şeytân onları, oradan kaydırdı. Böylece ikisini de içinde bulundukları durumdan çıkardı. Biz de: "Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak inin. Yeryüzü, belli bir süreye kadar size barınak ve geçinme yeri olacak." dedik.
Derken Âdem, Rabb'inden kelimeler aldı. Böylece, Âdem'in tevbesini kabul etti. Kuşkusuz O, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
"Hepiniz oradan inin" dedik. Ben'den bir hidâyet geldiğinde kim hidâyetime uyarsa, artık onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Âyetlerimizi küfredip yalanlayanlar, Cehennemliktirler. Ve onlar, orada sürekli kalacaklardır.
Ey İsrâîloğulları! Size bağışladığım nimetimi anımsayın. Bana verdiğiniz sözü tutun ki Ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Ve yalnızca, Bana karşı gelmekten sakının.
Yanınızdakini "tasdik edici" olarak gönderdiğimize îmân edin. Onu kâfirlik edenlerin ilki siz olmayın. Âyetlerimi az bir değere değişmeyin. Ve Bana karşı takvâlı olun.
Hakk'ı Bâtıl'la karıştırıp, bile bile Hakk'ı gizlemeyin.
Salâtı ikâme edin, zekâtı yapın. Ve rukû edenlerle birlikte rukû edin.
İnsanlardan birr olmalarını istiyorsunuz da kendinizi unutuyor musunuz? Oysa Kitâp'ı da okuyorsunuz. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
Sabır ve salâtla yardım isteyin. Kuşkusuz bu içtenlikle itaat edenlerden başkasına ağır gelir.
Onlar ki: Rabb'lerine kavuşacaklarını ve kesinlikle Ona döneceklerini bilirler.
Ey İsrâîloğulları! Size verdiğim nimetimi ve size âlemler üzerinde lütufta bulunduğumu hatırlayın.
Öyle bir günden korunun ki: Hiç kimse bir başkasına karşılık veremez. Kimseden şefaat kabul edilmez. Kimseden fidye de alınmaz. Kimseye yardım da edilmez.
Hatırlayın! Sizi, kadınlarınızı sağ bırakıp, oğullarınızı boğazlayarak, azâbın en kötüsüne uğratan Firavun'un adamlarından kurtarmıştık. Bunda, sizin için Rabb'inizden büyük bir sınav vardı.
Hatırlayın! Denizi yararak sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun taraftarlarını denizde boğmuştuk.
Hatırlayın! Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiştik. Sonra siz, onun arkasından buzağı yaparak zâlimleştiniz.
Sonra, bunun ardından, belki şükredersiniz diye sizi affettik.
Doğru yolu bulasınız diye, Mûsâ'ya Kitâp'ı ve Furkân'ı verdik.
Hatırlayın! Mûsâ, halkına: "Ey halkım! Siz buzağıyı yapmakla kuşkusuz kendinize zûlmettiniz. Hemen tevbe edin ve böylece nefislerinizi öldürün. Bu Bâri'nizin yanında sizin için hayırlı olandır." demişti. Sonra da O, tevbenizi kabul etmişti. Kuşkusuz O, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Hani siz: "Ey Mûsâ! Allah'ı açıkça görmedikçe sana asla inanmayız." demiştiniz de o an, bakıp dururken, sizi şiddetli ses yakalamıştı.
Sonra, şükredesiniz diye ölümünüzün ardından sizi dirilttik.
Ve bulutları üzerinize gölge yaptık. Size menn ve bıldırcın bağışladık. "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." dedik. Onlar, Bize zûlmetmediler, fakat kendilerine zûlmediyorlardı.
Hani: "Şu şehre girin, orada dilediğinizden bol bol yiyin. O kapıdan secde ederek girin. Ve "bizi bağışla" deyin ki Biz de yanlışlarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara daha fazlasını vereceğiz." demiştik.
Fakat zâlimler, sözü, söylenenden başka söze çevirdiler. O zâlimlere, fâsıklık yapmalarından dolayı gökten bir ricz indirdik.
Hani! Mûsâ, halkı için su istemişti. Biz de demiştik ki: "Asanla kayaya vur." Bunun üzerine kayadan on iki göz su fışkırmıştı. Her grup hangi kaynaktan içeceğini bilmişti. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için fakat asilik yaparak yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın.
Hani! Mûsâ'ya: "Ey Mûsâ, asla tek çeşit yiyeceğe dayanamayız. Rabb'inden bizim için yerden çıkan ürünlerden; sebzesinden, acurundan, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarmasını iste." demiştiniz. Mûsâ da: "Daha değerli olanı daha değersiz olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? O halde şehre inin; sizin istedikleriniz orada var." dedi. Böylece, onların üzerine alçaklık ve yoksulluk damgası vuruldu. Ve Allah'ın gazâbına uğradılar. Bu, Allah'ın âyetlerine inanmadıklarından ve nebîlerini haksız yere öldürmelerindendi. Bütün bunlar, onların asileşip haddi aşmalarındandır.
Îmân Edenler, Yahudiler, Nesârâ ve Sâbiîn; kim Allah'a ve Âhiret Günü'ne îmân edip sâlihâtı yaptı ise ödüllerini Rabb'leri verecektir. Ve onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Hani bir zamanlar, takvâ sahibi olmanız için, size verdiğimiz şeylere kuvvetle sarılıp kendinize mal etmek ve içindekilerini sürekli aklınızda tutmanız konusunda sizden söz almıştık. Ve Tûr'u üzerinize kaldırmıştık.
Yine de yüz çevirdiniz. Eğer Allah'ın iyiliği ve merhameti olmasaydı elbette kaybedenlerden olurdunuz.
Elbette siz, Cumartesi yasağını çiğnemekle hadlerini aşanları biliyorsunuz. Bu nedenle onlara, "Düşkün maymunlar olun." dedik.
Biz bunu, onlara ve onlardan sonra gelecek kuşaklara ibret; muttakîlere de bir öğüt olarak yaptık.
Hani, Mûsâ halkına: "Allah, sizden bir sığır kesmenizi istiyor." demişti. Onlar da: "Sen bizimle alay mı ediyorsun?" dediler. Mûsâ; "Câhillerden olmaktan, Allah'a sığınırım." dedi.
Onlar: "Bizim için Rabb'ine söyle, onun nasıl bir sığır olduğunu açıklasın." dediler. Mûsâ, "Allah, onun ne tam yaşlı ne de yavru; ikisinin arasında bir yaşta olduğunu söylüyor; öyleyse sizden isteneni yapın." dedi.
Onlar: "Bizim için Rabb'ine söyle, onun rengi nedir; bize bildirsin." dediler. Mûsâ: "Allah; onun parlak sarı renkte, bakanlara keyif veren bir sığır olduğunu söylüyor." dedi.
Yine onlar: "Bizim için Rabb'ine sor; onun niteliğini açıkça söylesin. Zira bizce sığırların hepsi birbirine benziyorlar; eğer Allah dilerse biz doğru olanı bulmuş oluruz." dediler.
Mûsâ: "Allah, onun ekin sulayarak, çifte koşularak yıpranmamış; alacası olmayan, kusursuz bir sığır olduğunu söylüyor." dedi. Onlar: "İşte şimdi gerçeği bildirdin." dediler. Ve nihâyet sığırı boğazladılar. Neredeyse bunu yapmayacaklardı.
Hani! Siz, bir kimseyi öldürmüştünüz de birbirinizle atışmıştınız. Oysa Allah, gizlediğiniz şeyi ortaya çıkarandır.
"Onun bir kısmı ile ona vurun" dedik. İşte Allah, böylece ölüleri dirilterek âyetlerini size gösterir. Umulur ki gerçeği kavrarsınız.
Sonra kalpleriniz yine katılaştı; kaya gibi, hatta kayadan da katı. Zira öyle kayalar var ki içinden nehirler fışkırır, yine öyle kayalar vardır ki yarılıp bağrından su çıkar. Yine öyleleri vardır ki Allah'a duyduğu içtenlikli saygıdan harekete geçerler. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Şimdi onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Onlardan bir grup, Allah'ın kelamını dinleyip iyice anladıktan sonra, onu, bile bile çarpıtırlar.
Onlar, Îmân Edenlerle karşılaştıkları zaman, "Biz de îmân ettik." derler. Baş başa kaldıklarında: "Rabb'inizin size açıkladığını, size karşı delil olarak kullansınlar diye mi onlara söylüyorsunuz! Neden aklınızı kullanmıyorsunuz?" derler.
Allah'ın, onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bildiğini bilmiyorlar mı?
İçlerinde ummiler vardır. Kitâp'ı bilmezler. Kuruntularından başka bir şey bilmezler. Ancak zanda bulunuyorlar.
Yazıklar olsun o kimselere ki: Kitâbı elleriyle yazıyorlar, sonra da az bir kazanç elde etmek için "Bu Allah'ın katındandır." diyorlar. Yazıklar olsun onlara, elleriyle yazdıklarından dolayı. Yazıklar olsun onlara, kazandıklarından dolayı!
"Sayılı günlerin dışında ateş bize dokunmaz." dediler. De ki: "Allah'tan buna dair bir söz mü aldınız? Eğer böyle ise Allah, kesinlikle verdiği sözden dönmez. Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz?"
Hayır! Kim bir kötülük yapar da yanlışları kendisini kuşatırsa, onlar ateş ehlidir ve onlar, orada kalıcıdırlar.
Îmân edip, sâlihâtı yapanlar Cennet ehlidirler. Ve onlar orada kalıcıdırlar.
Hani! Bir zaman İsrâîloğulları'ndan, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin; anne ve babaya, öksüzlere, düşkünlere iyilik yapın; insanlara iyi söz söyleyin, "Salâtı ikâme edin, zekâtı yapın." diye kesin söz almıştık. Sonra, içinizden pek azınız hariç sözünüzden döndünüz. Ve sizler, döneklik yapanlarsınız.
Hani! Bir zamanlar sizden, birbirinizin kanlarını dökmeyeceğinize ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair kesin söz almıştık. Bu sözümüzü kabul ettiğinizin tanıkları sizlersiniz.
Sonra siz o kimselersiniz ki; birbirinizi öldüren, bir kısmınızı yurtlarından çıkarıp, onlara karşı günahta ve düşmanlıkta iş birliği yapanlarsınız. Bir de esir olarak size gelirlerse, onlarla fidyeleşiyorsunuz. Oysa onları yurtlarından çıkarmak, üzerinize harâm kılınmıştı. Yoksa böyle yapmakla Kitâp'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası Dünya hayatında aşağılanma, Kıyâmet Günü'nde de en şiddetli azâba uğramaktır. Zira Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Onlar, Dünya hayatına karşılık Âhiret hayatını satan kimselerdir. Bundan dolayı onlardan azâp hafifletilmeyecek ve onlara yardım da edilmeyecektir.
Ant olsun ki Mûsâ'ya Kitâp'ı verdik. Ardı sıra resûller gönderdik. Meryem Oğlu İsa'ya da beyyinâtı verdik ve onu Kudus'un Rûhu ile destekledik. Ne zaman bir resûl hoşunuza gitmeyen bir şey getirdiyse, büyüklük taslayarak kimini yalanlayıp, kimini de öldürmediniz mi?
Ve onlar, "Kalplerimiz örtülüdür." dediler. Hayır, öyle değil, Allah; onları, kâfirlik etmelerinden dolayı lânetlemiştir. Bu yüzden çok azı îmân eder.
Onlara, Allah katından yanlarındakini tasdik edici bir Kitâp gelince; daha önce Allah'tan Kâfirlere karşı üstünlük kazanmak için böyle bir şey istedikleri halde, onlara bildikleri şey gelince bu kez onu inkâr ettiler. Allah'ın lâneti, Kâfirlerin üzerinedir.
Allah'ın, dilediği kimseye kendi lütfundan indirmesini çekemeyerek; Allah'ın indirdiğini küfretmekle kendilerini ne kötü bir şeye karşılık sattılar. Bundan dolayı art arda gelen gazâbı hak ettiler. Kâfirler için alçaltıcı bir azâp vardır.
Onlara, "Allah'ın indirdiklerine îmân edin." denildiğinde, "Biz, ancak bize indirilene îmân ederiz." dediler. Ve ondan başkasını kabul etmezler. Oysa O, yanlarındakini tasdik eden, hak bir kitâptır. Onlara de ki: "Madem îmân ediyordunuz, ne diye daha önce Allah'ın nebîlerini öldürüyordunuz?"
Gerçekten Mûsâ size beyyinât ile geldi. Sonra siz onun arkasından buzağı figürünü yaptınız. İşte siz, o zâlimlersiniz.
Hani sizden, "Size verdiğimizi kuvvetlice alın ve dinleyin." diye kesin söz almış ve Tûr'u üzerinize kaldırmıştık. Demişlerdi ki: "Dinledik; ama itaat etmiyoruz." Küfürleri yüzünden kalplerine buzağı sevgisi içirildi. De ki: "Eğer gerçekten inanıyorsanız, inancınız sizden ne kötü şey istiyor!"
De ki: "Eğer Allah katında; Âhiret yurdunun, diğer insanların değil de yalnızca size ait olduğunu iddia eden sözünüzde samimi iseniz, o zaman ölümü istesenize!"
Ama elleriyle yaptıkları şeylerden dolayı, ölümü asla istemezler. Allah, zâlimleri en iyi bilendir.
Ve sen, onları, yaşamaya karşı insanların en ihtiraslısı, hatta Allah'a ortak koşanlardan bile daha çok ihtiraslı bulacaksın. Her biri bin yıl yaşamak ister. Oysaki uzun ömürlü olmak, böyle birini azâptan kurtarmaz. Zira Allah, yaptıkları her şeyi görmektedir.
De ki kim Cibrîl'e düşmansa, Bilsin ki O, onu iki eli arasındakileri tasdik edici olarak Allah'ın izni ile senin kalbine çokça indirdi. Mü'minler için bir yol gösterici ve müjde olarak.
Kim Allah'a ve Onun meleklerine, resûllerine, Cibrîl'e, Mîkâl'e düşman olursa; iyi bilsin ki Allah da Kâfirlere düşmandır.
Ant olsun Biz, sana apaçık âyetler indirdik. Ancak, onlara fâsık olanlar kâfirlik eder.
Onlar, ne zaman bir söz verdilerse, içlerinden bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu îmân etmiyorlar.
Ne zaman onlara, Allah'tan, yanlarındakini tasdik edici bir resûl gelse, Kitâp Ehli'nden bir grup, sanki hiç haberleri yokmuş gibi, resûlün getirdiğine sırt çevirirler.
Ve onlar, Süleymân'ın sahip olduğu güç konusunda şeytânların uydurdukları şeylere uydular. Oysa Süleymân gerçeğe aykırı bir şey yapmadı. Ancak insanlara büyü yapmayı öğreten şeytânlar gerçeği gizliyordu; Babil'deki iki melike; Hârût ve Mârût'a bir şey indirilmiş değildi. Hatta bu iki melik: "Biz fitneyiz, sakın kâfir olma!" demedikçe, hiç kimseye bir şey öğretmiyorlardı. Fakat onlar, o ikisinden karı ile kocanın arasını açacak şeyler öğrenmeye çalışıyorlardı. Ancak, Allah'ın izni olmadıkça bu şeyle hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine bir faydası olmayan, sadece zarar verecek şeyleri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, büyü ile uğraşanların Âhiret'te bir nasiplerinin olmayacağını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür. Keşke bilselerdi.
Eğer onlar îmân edip takvâ sahibi olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi.
Ey Îmân Edenler! "râinâ" demeyin, "unzurnâ." deyin ve dinleyin. Kâfirler için can yakıcı bir azâp vardır.
Kitâp Ehli'nin ve Müşriklerin kâfirleri Rabb'inizden, size bir hayrın indirilmesini istemezler. Oysa Allah, rahmetini dilediği kimseye ayırır. Allah, Büyük Lütuf Sahibi'dir.
Biz, bir âyeti yürürlükten kaldırır veya unutturursak ya onun dengini ya da ondan daha iyisini getiririz. Sen, Allah'ın her şeye gücü yeten olduğunu bilmez misin?
Göklerin ve yerin egemenliğinin Allah'a ait olduğunu bilmez misin? Sizin için Allah'ın yanı sıra ne bir veli ne de bir yardımcı vardır.
Yoksa siz de daha önce Mûsâ'yı sorguya çekenler gibi, elçinizi sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Her kim, îmân yerine küfrü tercih ederse o dosdoğru yoldan sapmış olur.
Kitâp Ehli'nin çoğu, Hakk kendilerine bildirildiği halde, benliklerindeki kıskançlıktan dolayı, îmânınızdan sonra sizi küfre döndürmek isterler. Allah'ın emri gelinceye kadar onlara aldırış etmeyin. Onları affedin ve onlarla iyi geçinin. Kuşkusuz Allah, Her Şeye Güç Yetiren'dir.
Salâtı ikâme edin ve zekâtı yapın. Kendiniz için her ne iyilik yaparsanız onu Allah katında bulacaksınız. Kuşkusuz Allah, bütün yaptıklarınızı görmektedir.
Onlar, "Yahudi ve Nesârâ'dan başkası Cennet'e giremeyecek." derler. Bu, onların kuruntusudur. De ki: "Eğer doğru söylüyorsanız iddianızı kanıtlayın."
Bilakis, gerçekten kim iyi bir kimse olarak benliğini Allah'a teslim etmişse, onun ödülü Rabb'inin yanındadır. Onlar için hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Kitâp'ı okuyup durdukları halde, Yahudiler: "Nesârâ geçerli bir inanç üzerinde değildirler." derler. Nesârâ da: "Yahudiler geçerli bir inanca sahip değildirler." derler. Oysa Kitâp'ı okuyorlar. Kitâp'tan habersiz olanlar da onların sözlerinin aynısını söylediler. Allah, onların anlaşmazlığa düştükleri konuda Kıyâmet Günü hüküm verecektir.
Allah'ın mescitlerinde, Onun adının anılmasını engelleyen ve onların harap olmasına çalışan kimseden daha zâlim kim olabilir? Buralara, ancak Allah'a karşı gelmekten korkularak girilebilir. Onlar için Dünya'da aşağılanma, Âhiret'te de büyük bir azâp vardır.
Doğu da Allah'ındır, batı da. Nereye yönelirseniz yönelin, Allah'ın yönü orasıdır. Kuşkusuz, Allah, Yardımı Çok Kapsamlı Olan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
"Allah, çocuk edindi!" dediler. Hâşâ! O, bundan münezzehtir. Bilakis, gökte ve yerde ne varsa her şey Onundur. Ve her şey Ona gönülden boyun eğmektedir.
O, göklerin ve yerin Bedî'sidir. Bir şeyin olmasını istediğinde, ona sadece "Ol." der, o da oluverir.
Bilmeyen kimseler: "Allah'ın bizimle konuşması veya bize bir âyet göndermesi gerekmez mi?" dediler. Onlardan öncekiler de onların sözlerine benzer sözler söylemişlerdi. Kalpleri birbirlerine benziyor. Bilmek isteyen kimseler için âyetleri açıkça ortaya koyduk.
Doğrusu Biz, seni, Hakk ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Cehennem ehlinden sorumlu tutulacak değilsin.
Yahudiler ve Nesârâ, sen onların milletlerine uymadıkça senden asla razı olmazlar. De ki: "Gerçek şu ki; doğru yol Allah'ın yoludur." Ve sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan; Allah'tan, sana ne bir veli ne bir yardımcı bulabilirsin.
Kendilerine Kitâp verdiğimiz kimseler, ona uymak için gereği gibi okurlar. İşte bunlar ona Îmân Edenlerdir. Îmân etmeyenler ise, işte onlar kaybedenlerdir.
Ey İsrâîloğulları! Size verdiğim nimetimi ve size âlemler üzerinde lütufta bulunduğumu hatırlayın.
Hiç kimsenin bir başkasının yerine bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden fidye kabul edilmeyeceği ve hiç kimseye şefaatin fayda vermeyeceği ve hiç kimseye yardım edilmeyeceği günden korunup sakının.
Hani! Rabb'i, İbrâhîm'i birtakım kelimeler ile sınamış; o da onları yerine getirmişti. Allah, "Ben seni insanlara önder yapacağım." dedi. İbrâhîm, "Soyumdan olanları da." deyince; Allah, "Benim ahdim zâlimlere ulaşmaz!" dedi.
Hani Biz, Beyt'i insanlar için toplanma yeri ve güvenli bir yer kıldık. "İbrâhîm'in makamından kendinize bir musallen yeri edinin." dedik. İbrâhîm ve İsmâîl'den, "Evimi tavaf edenler, kendilerini adamak amacıyla orda toplananlar, "rükû ve secde edenler" için temiz tutun." diye söz aldık.
Hani İbrâhîm: "Ey Rabb'im! Bu beldeyi güvenli bir yer kıl, halkından, Allah'a ve Âhiret Günü'ne Îmân Edenleri, çeşitli ürünlerle rızıklandır." dedi. O da: "Kâfir olanı dahi az bir süre geçindiririm; sonra onu ateşin azâbına uğratırım. Orası, varacaklar için ne kötü bir yerdir." dedi.
Hani bir zamanlar İbrâhîm, İsmâîl ile birlikte Beyt'in temellerini yükseltirken: "Ey Rabb'imiz! Bunu bizden kabul et; kuşkusuz Sen, Her Şeyi İşiten ve Her Şeyi Bilen'sin." demişti.
"Ey Rabb'imiz! Bizi, Sana teslim olanlardan kıl. Bizim soyumuzdan da Sana teslim olan bir toplum yap. Bize, menâsikimizi göster. Tevbelerimizi kabul et. Kuşkusuz Tevbeleri Kabul Eden, Rahmeti Kesintisiz Olan yalnızca Sensin."
"Ey Rabb'imiz! İçlerinden onlara Senin âyetlerini okuyacak, Kitâp'ı ve Hikmeti öğretecek ve onları arındıracak bir elçi gönder. Kuşkusuz Sen, Mutlak Üstün Olan'sın, En İyi Hüküm Veren'sin."
İbrâhîm'in milletinden, kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Ant olsun onu Dünya'da Biz seçtik; o, Âhiret'te de iyiler arasında yer alacaktır.
Hani Rabb'i ona: "Müslim ol" dediğinde; o da: "Âlemlerin Rabb'i için müslim oldum." demişti.
İbrâhîm, bunu, çocuklarına vasiyet etmişti. Yakûb da: "Ey oğullarım! Şüphesiz Allah, bu dini sizin için seçti. O halde müslimler olarak ölmenin dışında başka bir şekilde ölmeyin!" demişti.
Yoksa siz, Yakûb'un ölümü anında onun yanında mıydınız? Hani oğullarına: "Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?" demişti. Onlar da: "Senin ilâhına ve ataların İbrâhîm, İsmâîl ve İshâk'ın ilâhı olan Tek İlâh'a kulluk edeceğiz. Biz, Ona teslim olanlardanız." demişlerdi.
Onlar gelip geçen bir ümmetti. Onların kazandıkları onlara; sizin kazandıklarınız sizedir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz.
Onlar, "Yahudi veya Nesârâ olun ki, doğru yolu bulasınız." dediler. De ki: "Hayır; biz, asla Müşrik olmayan, hanif olan İbrâhîm'in milletindeniz."
Deyin ki: "Biz; Allah'a, bize indirilene, İbrâhîm'e, İsmâîl'e, İshâk'a, Yakûb'a ve onların soyundan gelenlere indirilene; Mûsâ'ya, Îsâ'ya ve diğer nebîlere Rabb'lerinden verilenlere, îmân ettik. Onları birbirinden ayırt etmeyiz. Ve biz Ona teslim olanlardanız."
Eğer onlar da sizin îmân ettiğiniz gibi îmân ederlerse, kuşkusuz doğru yolu bulmuş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, derin bir ayrılık ve çıkmaza düşmüş olurlar. Onlara karşı Allah sana yeter. O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Allah'ın boyası! Allah'tan daha iyi boyası olan kim olabilir? Biz, yalnızca Ona kulluk edenlerdeniz.
De ki: "Bizimle Allah hakkında mı tartışıyorsunuz? Oysa O, bizim de Rabb'imiz sizin de Rabb'inizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız sizedir. Biz Ona içtenlikle bağlananlarız."
İbrâhîm'in, İsmâîl'in, İshâk'ın, Yakûb'un ve onların soyundan gelenlerin Yahudi veya Nesârâ olduklarını mı iddia ediyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı?" Allah'tan gelen bir gerçeği kendi yanında gizleyen kimseden daha zâlim kim olabilir? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Onlar, gelip geçen bir ümmetti. Onların kazandıkları onlara; sizin kazandıklarınız sizedir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz.
İnsanlardan, birtakım sufehâ: "Daha önce yöneldiğiniz kıbleden sizi çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da Batı da Allah'ındır. O, hak edeni doğru yola iletir."
Ve böylece, sizi vasat bir toplum yaptık ki insanlara karşı gerçeğin tanıkları olasınız; elçi de sizin üzerinizde tanık olsun. Senin arzulayıp da yönelemediğin kıbleyi, Resûl'e uyanları ökçeleri üzerinde geri dönenlerden ayırt etmek için kıble yaptık. Doğrusu, bu, Allah'ın yol gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelir. Allah, îmânınızı boşa çıkaracak değildir. Kuşkusuz Allah, insanlara karşı Çok Şefkatli ve Çok Bağışlayıcı'dır.
Senin, yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu görüyoruz. Seni, razı olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Bundan böyle yüzünü, Mescid-i Harâm tarafına çevir. Ve siz de nerede olursanız olun, yüzlerinizi o tarafa çevirin. Kitâp verilenler, onun Rabb'lerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.
Ant olsun ki Kitâp verilenlere hangi âyeti getirirsen getir, yine de onlar senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar, birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Eğer, sana verilen bunca ilimden sonra, onların arzularına uyarsan, o zaman zâlimlerden olursun.
Kendilerine Kitâp verdiğimiz kimseler, onu öz oğullarını bildikleri gibi bilirler. Buna rağmen içlerinden bir zümre, bile bile gerçeği gizlemektedir.
Gerçek, Rabb'inden gelendir. Sakın kuşku duyanlardan olma.
Herkesin yöneldiği bir yönü vardır. Öyleyse siz de yararlı işler yapmada birbirinizle yarışın. Nerede olursanız olun Allah hepinizi bir araya getirir. Kuşkusuz, Allah Her Şeye Güç Yetiren'dir.
Her nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir. Çünkü bu Rabb'inden gelen Hakk'tır. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Her nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir. Siz de nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa çevirin. Zâlimler hariç, insanların size karşı bir kanıtları olmasın. Siz, onlara hûşû duymayın, Bana duyun ki size olan nimetimi tamamlayayım; böylece doğru yolu bulasınız.
Nitekim içinizden, size âyetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size Kitâp'ı ve Hikmet'i öğreten, size bilmediğiniz şeyleri öğreten bir Resûl gönderdik.
Öyleyse Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.
Ey Îmân Edenler! Sabır ve salâtla yardım dileyin. Kuşkusuz, Allah, sabredenlerle beraberdir.
Allah yolunda öldürülenler için, "ölüler" demeyin. Bilakis, onlar "diri"dirler, ancak siz, bunu kavrayamazsınız.
Kesinlikle sizi bazı şeylerle belâlandıracağız: Korku ve açlıkla; mallarınızı, canlarınızı ve ürünlerinizi kayba uğratarak. Sabredenleri müjdele.
Onlar, bir musibetle karşılaştıkları zaman, "Bizler, Allah için varız ve muhakkak Ona döneceğiz." derler.
İşte Rabb'lerinden, onlara salâtlar ve bir rahmet vardır. İşte onlar, doğru yolu bulanlardır.
Kuşkusuz Safâ ile Merve Allah'ın belirlediği nişanelerdir. Kim hacc ya da umre amacıyla Beyt'i ziyaret ederse, ikisini de tavaf etmesinde bir sakınca yoktur. Ve yine kim gönülden bir iyilik yaparsa; kuşkusuz, Allah Karşılık Veren'dir, Her Şeyi Bilen'dir.
Bizim indirdiğimiz açık ve kesin bilgi ve hidâyeti; insanlara Kitâp'ta açıkça gösterdikten sonra, onları gizleyenler var ya! Onlara hem Allah lânet eder hem de bütün lânet edebilenler lânet ederler.
Ancak tevbe edip, kendisini düzelten ve gerçeği açıkça ortaya koyanların tevbelerini kabul ederim. Zira Ben, Tevbeleri Kabul Eden'im, Rahmetim Kesintisiz'dir.
Kâfir olup da kâfir olarak ölen kimselere gelince; işte, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üzerinedir.
Onlar, bu halde sürekli kalacaklardır. Onlardan ne azâp hafifletilecek ve ne de onların yüzlerine bakılacaktır.
Sizin İlâhınız bir tek İlâh'tır. Ondan başka İlâh yoktur. O, Rahmeti Bol ve Kesintisiz Olan'dır.
Göklerin ve yerin yaradılışında, gece ile gündüzün birbirlerini ardı sıra takip etmesinde; insanların yararlanmaları için denizde yüzen gemilerde, Allah'ın gökten indirip, onunla ölü toprağa hayat vererek, orada her türlü canlının yaşamasını sağladığı suda, rüzgârın yönlendirilmesinde, emre hazır bulutların yer ile gök arasında hareket ettirilmesinde aklını kullanan bir halk için birçok kanıt vardır.
Bazı insanlar, Allah'ın yanı sıra başka varlıkları Ona denk tutarlar ve onları Allah'ı sever gibi severler. Îmân Edenlerin, Allah'ı sevmeleri ise her türlü sevgiden daha üstündür. Zulmedenler, azâbı gördükleri zaman kuvvetin bütünüyle Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azâbının çok şiddetli olduğunu keşke daha önceden anlayabilselerdi!
Kendilerine tâbi olunanlar, azâbı gördükleri zaman, tâbi olanlardan uzaklaşacak ve aralarındaki bütün bağlar kopacaktır.
Tâbi olanlar, diyecekler ki: "Keşke bize, tekrar dünyaya dönüş olsaydı da onların şimdi bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzak dursaydık." Böylece, Allah, pişmanlıklarına sebep olan bütün bu yaptıklarının sonucunu onlara gösterir. Onlar ateşten çıkacak da değillerdir.
Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan şeylerin helâl olanların tayyib olanlarından yiyin. Şeytânın izinden gitmeyin, çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.
Şeytân size ancak kötülüğü, fahşâyı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemeyi telkin eder.
Onlara, "Allah'ın indirdiğine tâbi olun." denildiği zaman, onlar: "Hayır! Biz, atalarımızdan gördüğümüz şeylere uyarız." derler. Ya ataları bir şey akletmeyen ve doğru yolu bulamamış kimselerse?
Kâfirlerin durumu, çağırmaktan, seslenmekten başka bir şey duymayan, haykıran kimsenin durumu gibidir. Onlar; sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bu nedenle, akıllarını da kullanmazlar.
Ey Îmân Edenler! Eğer, sadece Ona kulluk ediyorsanız, size rızık olarak verdiğimiz şeylerin sağlıklı, temiz ve iyi olanlarından yiyin ve Allah'a şükredin.
O; size, sadece ölü hayvan etini, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilenleri harâm kıldı. Mecbur kalan bir kimsenin, haddi aşmamak ve istismar etmemek koşuluyla, bunları yemesinde bir günah yoktur. Kuşkusuz, Allah Bağışlayıcıdır, Rahmeti Boldur.
Allah'ın indirdiği Kitâp'tan bir kısmını gizleyip, onu az bir değer karşılığında satanlar var ya, işte onlar, bununla karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Allah, onlarla Kıyâmet Günü'nde ne konuşacak ne de onları temize çıkaracaktır. Ve onlar için can yakıcı bir azâp vardır.
İşte onlar, hidâyete karşılık sapkınlığı satın alanlardır; bağışlanmaya karşılık azâbı. Ateşe ne kadar dayanıklıdırlar!
İşte bu, Allah'ın Hakk olarak indirdiği Kitâp hakkında, onların anlaşmazlığa düşmeleri ve derin bir ayrılık içinde olmalarındandır.
Yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz birr değildir. Ama birr: Allah'a, Âhiret Günü'ne, meleklere, kitâplara ve nebîlere îmân etmek; malını sevdiği halde onu yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yol oğluna, yardım isteyenlere, rikâb olanlara vermek; "salâtı ikâme etmek, zekât yapmak," söz verdiği zaman sözünü yerine getirmek, sıkıntıda, zorlukta ve felakete uğrama durumunda sabretmektir. İşte bunlar, sadık olanlardır. Ve işte bunlar, takvâ sahibi olanlardır.
Ey Îmân Edenler! Öldürülmelerde size kısas yazıldı; hüre hür, abde abd, kadına kadın. Ancak öldüren, öldürülenin kardeşi tarafından bağışlanırsa; örfe uygun şekilde, diyeti iyilikle ödemelidir. Bu Rabb'inizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra kim haddi aşarsa, onun için can yakıcı bir azâp vardır.
Ey sağlıklı düşünen, sağduyu sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki takvâ sahibi olursunuz.
Birinize ölüm geldiği zaman; eğer geride bir hayır bırakıyorsa, anneye, babaya, yakın akrabaya örfe uygun bir şekilde vasiyette bulunmak, takvâ sahibi olanların üzerine bir hak olarak yazıldı.
Her kim, bu vasiyeti duyduktan sonra onu değiştirirse, doğrusu onun günahı değiştirenin üzerinedir. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Kim, vasiyet edenin yanılacağından veya günaha gireceğinden endişe ederse, taraflar arasında uzlaşma sağlamasında, ona bir günah yoktur. Kuşkusuz Allah Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ey Îmân Edenler! Sizden öncekilere yazıldığı gibi, siyâm size de yazıldı. Umulur ki takvâ sahibi olursunuz.
Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hastalanır veya seferde olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Onu tutmaya gücü yetenlerin, bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermesi gerekir. Böyle olmakla birlikte, kim gönlünden gelerek daha fazlasını yaparsa, bu, onun için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz, siyâm yapmanız sizin için hayırlı olandır.
Ramazan ayı ki: İnsânlar için hidâyet rehberi olan, doğru yola ileten, doğru ile yanlışı birbirinden ayıran; apaçık kanıtları içeren Kur'an o ayda indirildi. Sizden, kim bu aya erişirse savm/siyâm yapsın. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, sizin için zorluk değil kolaylık diler. Allah, belirlenen günlerin sayısını tamamlamanızı ve size doğru yolu gösterdiğinden, Kendisini yüceltmenizi ister ki böylece şükretmiş olursunuz.
Kullarım sana, Beni sorarlarsa bilsinler ki Ben, yakınım. Bana dûa edenin, dûasına karşılık veririm. O halde onlar da Benim çağrıma uysunlar ve Bana gerçek anlamda îmân etsinler. Böylece irşad olurlar.
Siyâm gecesinde kadınlarınıza yaklaşmanız sizin için helâl kılındı. Onlar, sizin için örtüdür; siz de onlar için örtüsünüz. Allah, nefsinize sahip olmadığınızı bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın, Allah'ın sizin için yazdığı şeyi isteyin. Şafak vaktinin siyah ipliği, beyaz ipliğinden ayırt edilme anına kadar, yiyin için. Sonra da geceye dek siyâmı tamamlayın. Eğer mescitlerde itikâftaysanız onlara yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah, insanlara âyetlerini açıkça ortaya koyar. Umulur ki takvâ sahibi olursunuz.
Birbirinizin mallarını haksız şekilde yemeyin. Günah olduğunu bildiğiniz halde, başkasının bir kısım mallarına haksız yere sahip olabilmek için hukuki hileye başvurmayın.
Sana, ayın evrelerini soruyorlar. De ki: "O, insanlar ve hacc için bir zaman ölçüsüdür." Evlerinize arkalarından girmeniz birr değildir; birr, takvâlı davranmaktır. Öyleyse evlerinize kapılarından girin. Allah'a karşı takvâlı olun ki kurtuluşa erebilesiniz.
Sizinle savaşanlara karşı siz de Allah yolunda onlarla savaşın. Ama haddi aşmayın. Kuşkusuz Allah, haddi aşanları sevmez.
Onları yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkartın. Zaten, fitne öldürmekten daha kötüdür. Onlar, Mescid-i Harâm çevresinde sizinle savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Eğer savaşırlarsa, siz de savaşın. İşte Kâfirlere verilecek karşılık böyledir.
Eğer vazgeçerlerse, kuşkusuz Allah; Bağışlayıcı, Rahmeti Kesintisiz Olan'dır.
Fitne kalmayıp, din tamamıyla Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse zâlimlerden başkasına düşmanlık yoktur.
Harâm ay, harâm aya karşılıktır. Hürmetler de karşılıklıdır. Kim, size saldırırsa siz de onlara aynı şekilde karşılık verin. Allah'a karşı takvâlı olun. Ve iyi bilin ki Allah, takvâlı olanlarla beraberdir.
Allah yolunda malınızı infak edin. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik yapın. Kuşkusuz, Allah, iyilik yapanları sever.
Allah için haccı ve umreyi tam yapın. Eğer engellenirseniz, o zaman hediyeden kolayınıza gelen şeyi gönderin! Ancak hediye yerine ulaşıncaya kadar başınızı tıraş etmeyin. Sizden hasta olan veya başından bir rahatsızlığı bulunan; oruç tutmalı veya sadaka vermeli ya da nusuktan sayılacak bir fidye vermeli! Emin olduğunuz vakitte; kim, hacc vaktine kadar umre ile faydalanmak isterse, hediyeden kolayına geleni göndermeli! Fakat kim bulamazsa, hacc günlerinde üç, döndükten sonra da yedi gün olmak üzere toplam on gün oruç tutsun. Bu, ailesi Mescid-i Harâm çevresinde oturmayanlar içindir. Allah'a karşı takvâlı davranın. Ve bilin ki Allah'ın cezası çok şiddetlidir.
Hacc, bilinen aylardır. Kim haccı farz edinirse; o esnada, uygunsuz davranmak, fâsıklık yapmak ve kavga etmek yoktur. Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. Azık edinin. Kuşkusuz azığın en hayırlısı takvâdır. Ey selim akıl sahipleri! Bana karşı takvâlı olun!
Rabb'inizden lütuf istemenizde bir sakınca yoktur. Artık Arafat'tan ayrılıp, akın ettiğinizde Meş'ar-i Harâm'da Allah'ı anın. O, size nasıl doğru yolu gösterdiyse, siz de Onu öyle anın. Kuşkusuz O, doğru yolu göstermeden önce siz sapkınlardandınız.
Sonra, insanların dağıldığı yerden siz de dağılın. Allah'tan bağışlanma dileyin. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Hacc menâsiklerinizi bitirince, atalarınızı andığınız gibi; hatta daha güçlü bir şekilde Allah'ı anın. Kimi insanlar; "Ey Rabb'imiz, bize Dünya'da ver." derler. Bu kimselerin Âhiret'te bir payı yoktur.
Kimileri de: "Rabb'imiz, bize Dünya'da da Âhiret'te de hasenet ver ve bizi ateşin azâbından koru." derler.
İşte bunların, kazandıklarına karşılık payları vardır. Allah, hesabı çabuk görendir.
Sayılı günlerde Allah'ı anın. Kim acele edip, iki gün içinde dönerse ona günah yoktur. Kim geri kalırsa takvâlı olduğu takdirde ona da günah yoktur. Allah'a karşı takvâlı olun ve bilin ki Onun huzurunda toplanacaksınız.
Kimi insanın, Dünya hayatı ile ilgili sözü senin hoşuna gider. Kalbindekine Allah'ı şahit tutar. Oysaki o düşmanların en azılısıdır.
Senden ayrılınca, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ürünü ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.
Ona, "Allah'a karşı takvâlı ol." dendiği zaman, kendisini üstün görmesi onu günaha sevk eder. İşte böylesine Cehennem yeter. O, ne kötü bir döşektir!
Kimi insanlar da kendisini Allah'ın rızasını kazanmaya adar. Allah, kullarına karşı Çok Şefkatli'dir.
Ey Îmân Edenler! Bir bütün olarak "Silm"e girin. Şeytânın izinden gitmeyin. Kuşkusuz o, sizin apaçık düşmanınızdır.
Size gelen açık kanıtlara rağmen yine de ayağınız kayarsa, şunu iyi bilin ki Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Yoksa onlar, Allah'ın ve meleklerin bulut gölgeleri içinden çıkıp gelmesini ve işlerini bitirmesini mi bekliyorlar? Oysa bütün işler, yalnızca Allah'a döndürülür.
İsrâîloğulları'na sor; Biz, onlara nice açık âyetler verdik. Kim, Allah'ın nimeti kendisine geldikten sonra onu değiştirirse; artık kuşkusuz Allah, Azâbı Çok Şiddetli Olan'dır.
Kâfirlere Dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar, Îmân Edenlerle alay ederler. Oysa takvâ sahibi olan kimseler, Kıyâmet Günü'nde onlardan üstün durumdadırlar. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.
İnsânlar bir tek ümmetti. Allah; onlara, haber verici ve uyarıcı nebîler gönderdi. Anlaşmazlığa düştükleri konularda aralarında hakk ile hükmetmeleri için onlarla beraber Kitâp indirdi. Kitâp verilenler, kendilerine apaçık kanıtlar gelmesine rağmen, aralarındaki ihtiras nedeniyle onda anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah, Îmân Edenleri Kendi izni ile onları üzerinde ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Zira Allah, hak edeni doğru yola iletir.
Sizden öncekilerin çektikleri gibi sıkıntı ve zorluklar çekmeden Cennet'e gireceğinizi mi sandınız? Onlar, dokunan sıkıntı ve zorluklarla öylesine sarsıldılar ki resûl ve onunla birlikte olan Mü'minler, "Allah'ın yardımı ne zaman?" dediler. İyi bilin ki Allah'ın yardımı yakındır.
Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: "Hayır adına ne harcayabilirseniz; o, anne ve babaya, akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yol oğlunadır. Hayır adına her ne yaparsanız kuşkusuz Allah, Her Şeyi Bilir."
Hoşunuza gitmese de savaş üzerinize yazıldı. Olur ki, hoşunuza gitmeyen bir şeyde sizin için hayır, yine olur ki hoşunuza giden bir şeyde de sizin için şer vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Sana, Harâm ayını ve onda savaşmanın durumunu soruyorlar. De ki: "O ayda savaşmak, büyük (günahtır.)" Ancak, Allah'ın yolundan alıkoymak, onu ve Mescid-i Harâm'ı küfretmek onun halkını oradan çıkarmak, Allah katında daha büyük (günahtır.) Zira fitne, öldürmekten daha kötüdür. Onlar, eğer güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar, sizinle savaşmaktan vazgeçmezler. Sizden kim, dininden döner ve Kâfir olarak ölürse işte onların Dünya'da da Âhiret'te de yaptıkları boşa gitmiş olur. İşte onlar, ateşin ehlidir. Ve orada sürekli kalacaklardır.
Îmân Edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihâd edenler; ancak bunlar, Allah'ın rahmetini umabilirler. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Sana hamrın ve şans oyunlarının hükmünü soruyorlar. De ki: "Her ikisinde de büyük günah vardır. İnsanlar için yararları olsa da. Günahları yararlarından daha büyüktür." Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: "Afvı." Allah size âyetlerini böylece açıkça ortaya koymaktadır. Umulur ki düşünürsünüz.
Dünya ve Âhiret hakkında… Bir de sana öksüzleri soruyorlar. De ki: "Onların hayatlarını düzene sokmak, sahipsiz bırakmaya göre hayırlı olandır." Eğer birlikte yaşayacak olursanız, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncu olanla yapıcı olanı ayırt etmesini bilir. Eğer, Allah dileseydi, sizi zora koşardı. Zira Allah, Çok Güçlü ve Her Şeye Egemen'dir.
Îmân etmedikçe Müşrik kadınlarla evlenmeyin. Beğenseniz de Mü'min bir emet, Müşrik bir kadına göre hayırlı olandır. Îmân etmedikçe, Müşrik erkeklerle evlenmeyin. Beğenseniz de abd olan bir Mü'min, Müşrik bir erkeğe göre hayırlı olandır. Zira onlar ateşe çağırırlar. Allah ise izni ile Cennet'e ve bağışlanmaya çağırır. İnsanlara âyetlerini böyle açıkça ortaya koyar. Umulur ki öğüt alıp düşünürler.
Sana "Âdet görme durumundan" soruyorlar. De ki: "O bir rahatsızlıktır." Kadınlar âdet hali durumundayken onlardan uzak durun. Âdet görme bitinceye kadar onlara yaklaşmayın. Âdet hali bitince, onlara Allah'ın buyruğuna uygun şekilde yaklaşın. Kuşkusuz, Allah, tevbe edenleri sever. Ve temizlenenleri de sever.
Kadınlarınız sizin için ürün veren kimselerdir. O halde, ürün vereninize istediğiniz gibi varın. Kendiniz için önceden hazırlık yapın. Allah'a karşı takvâlı olun. Bilin ki muhakkak Ona kavuşacaksınız. Ve Mü'minleri müjdele.
Sakın, Allah adına ettiğiniz yeminleri; iyilik yapmanıza, takvâ sahibi olmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel kılmayın. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Allah, kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerden sizi sorumlu tutmaz. Ancak, kasıtlı yaptığınız yeminlerden sizi sorumlu tutar. Allah; Çok Bağışlayan'dır, Çok Hoşgörülü'dür.
Kadınlarına yaklaşmamaya yemin eden kimseler için, dört ay bekleme süresi vardır. Eğer bu yeminlerinden dönerlerse; doğrusu Allah, Çok Bağışlayan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Eğer boşamaya kesin karar verirlerse; kuşkusuz, Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Boşanan kadınlar, evlenmeksizin üç âdet dönemi beklerler. Eğer Allah'a ve Âhiret Günü'ne îmân ediyorlarsa, Allah'ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helâl değildir. Eğer bu dönemde kocaları barışmak isterlerse, onlarla yeniden evlenmede daha fazla hak sahibidirler. Erkeklerin, kadınlar üzerindeki haklarına denk, kadınların da erkekler üzerinde meşru hakları vardır. Ancak erkekler, onlar üzerinde öncelik sahibidirler. Kuşkusuz, Allah; Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Boşanma iki defadır. Bundan sonra evliliğinizi ya meşru bir şekilde sürdürün ya da iyilikle ayrılın. Kadınlara verdiklerinizden bir şeyi; kadın ve erkek, Allah'ın koyduğu yasaları ihlal etmedikçe geri almanız size helâl olmaz. Fakat Allah'ın yasalarını çiğnemelerinden korkarsanız o zaman kadının boşanmak için fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur. Bunlar, Allah'ın koyduğu yasalardır. Sakın bunları çiğnemeyin. Kim Allah'ın koyduğu yasaları çiğnerse işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.
Yine de karısını boşarsa, karısı başka biriyle evlenmedikçe artık kendisine helâl olmaz. Şayet ikinci koca da onu boşarsa ve her ikisi de Allah'ın koyduğu yasalara uyacaklarını umut ederlerse, birbirlerine dönmelerinde bir sakınca yoktur. Bunlar, Allah'ın, anlayan bir topluma açıkça ortaya koyduğu yasalarıdır.
Boşadığınız kadınlar, iddetlerini tamamlayınca, onları ya meşru bir şekilde tutun ya da meşru bir şekilde bırakın. Haklarını çiğneyip, zarar verecek şekilde onları tutmayın. Kim böyle davranırsa, kendisine zûlmetmiş olur. Allah'ın âyetlerini hafife almayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini; size öğüt vermek için indirdiği Kitâp'ı ve Hikmet'i aklınızdan çıkarmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Ve bilin ki Allah, Her Şeyi Gerçeğiyle Bilen'dir.
Boşadığınız kadınlar, bekleme sürelerini tamamlayınca; aralarında meşru bir şekilde anlaştıkları takdirde, onların eşleriyle evlenmelerine engel olmayın. Bu, içinizden Allah'a ve Âhiret Günü'ne Îmân Edenlere yapılan bir öğüttür. Bu sizin için daha iffetli, daha temiz bir yoldur. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Emzirme süresini tamamlamak isteyenler için; annelerin çocuklarını emzirme süresi tam iki yıldır. Onların yiyeceklerini ve giyeceklerini meşru bir şekilde temin etmek babaya aittir. Hiç kimse, gücünün yeteceğinden daha fazlasından sorumlu değildir. Hiçbir anne, çocuğu nedeniyle sıkıntıya sokulmasın; hiçbir baba, çocuğu nedeniyle sıkıntıya sokulmasın. Ve mirasçı da aynı şekilde sorumludur. Eğer anne ve baba anlaşarak kendi rızaları ile çocuklarını sütten kesmek isterlerse, ikisi için de bir sakınca yoktur. Eğer çocuklarınızı emzirtmek isterseniz, meşru bir ücret ödediğiniz takdirde emzirtmenizde bir sakınca yoktur. Allah'a karşı takvâlı olun. Ve bilin ki Allah, yaptığınız her şeyi görür.
Sizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün beklerler. Bu süreyi tamamlayınca, kendi haklarında verecekleri meşru kararlarda sizin için bir sorumluluk yoktur. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.
Bekleme süresini tamamlamamış kadınlara evlenme isteğinizi sezdirmeniz veya bunu içinizden geçirmenizde bir sakınca yoktur. Allah, sizin onlara karşı olan duygularınızı bilir. Ancak onlara meşru olmayan bir istekte bulunmayın. Kitâp'taki emredilen bekleme süresi sona ermeden onlarla nikâh akdi yapmaya kalkışmayın. Bilin ki Allah içinizden ne geçirdiğinizi bilir, Ona karşı gelmekten sakının. Bilin ki Allah, Çok Affedici, Çok Hoşgörülüdür.
Dokunmadığınız veya onlar için farz kılınanı farz kılmadığınız kadınları boşamanızda bir sorumluluk yoktur. Ancak onları yararlandırın. Maddi durumu iyi olan kendi imkânına göre, iyi olmayan da kendi imkânına göre onları meşru bir şekilde yararlandırsın. Bu, iyi kimselerin üzerinde bir haktır.
Farz kılıp da kendilerine dokunmadığınız kadınları boşarsanız, farz kılınanın yarısı onlarındır. Ancak kendisinin veya nikâh akdini elinde tutanın, bundan vazgeçmesi hariç. Bununla birlikte, tespit edilenin tamamının verilmesi takvâya daha uygundur. Aranızda birbirinize iyilik yapmayı ihmâl etmeyin. Kuşkusuz, Allah, yaptığınız her şeyi görür.
Salâtları ve salâtı vustayı koruyucu olun. Allah için içtenlikli olmaya özen gösterin.
Eğer korkarsanız yaya veya binek üzerinde bulunduğunuzda da güvende olduğunuz zamanda da bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah'ı anın.
Sizden, ölüp de geride eşler bırakacak olan erkekler; eşlerinin evlerinden çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin teminini vasiyet etsinler. Eğer, kendileri çıkmak isterlerse, kendi haklarında uygun olanı yapmalarında sizin için bir sorumluluk yoktur. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır En Doğru Hüküm Veren'dir.
Boşanmış kadınların geçimlerini meşru bir şekilde sağlamak, takvâ sahipleri için bir yükümlülüktür.
İşte Allah, size âyetlerini böyle açıkça söyler. Umulur ki aklınızı kullanırsınız.
Binlerce kişi oldukları halde, ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara "Ölün." dedi; sonra, onlara hayat verdi. Allah, insanlara karşı lütuf sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmezler.
O halde Allah yolunda savaşın. Ve bilin ki: Allah, Her Şeyi İşiten Her Şeyi Bilen'dir.
Kim Allah'a, Allah'ın karşılığını kat kat vereceği, bir borç vermek ister? Daraltan da genişleten de Allah'tır. Ve dönüşünüz yalnızca Onadır.
Bilmelisin ki Mûsâ'dan sonra İsrâîloğulları'nın meleleri, Nebilerine: "Bize bir komutan tayin et de Allah yolunda savaşalım." demişlerdi. O: "Ya savaş üzerinize yazılır da savaşmazsanız?" dedi. Onlar: "Yurdumuzdan çıkarılıp çocuklarımızdan koparılmışken, niçin Allah yolunda savaşmayalım?" dediler. Fakat üzerlerine savaş yazılınca da içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah, zâlimleri çok iyi bilir.
Nebi'leri onlara: "Allah size Tâlût'u komutan olarak tayin etti." dedi. Onlar: "Biz komutanlığa ondan daha layık olduğumuz ve o fazla bir servete de sahip değilken, bize nasıl komutan olabilir?" dediler. O da: "Allah, onu üzerinize seçti, ona geniş bir bilgi ve üstün bir güç verdi." dedi. Zira Allah, gücü hak edene verir. Allah, Her Şeyi Kuşatan ve Her Şeyi Bilen'dir.
Nebi'leri onlara: "Onun komutanlık kanıtı, içinde Rabb'inizden bir sekine ve Mûsâ ile Hârûn soyundan bakiye kalanların bulunduğu ve meleklerin taşıdığı, yüklendiği bir sandığın size gelmesidir. Eğer Îmân Edenlerdenseniz, kuşkusuz bunda sizin için kesin bir âyet vardır." dedi.
Tâlût, askerleriyle yola çıkınca onlara: "Allah, sizi bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Bir avuç kadar tatmakla yetinirse o bendendir." dedi. Çok azı hariç, ondan doyasıya içtiler. O ve yanında yer alan Îmân Edenler, nehri geçince: "Bugün Câlût'a ve askerlerine karşı savaşacak gücümüz kalmadı." dediler. Allah'a kavuşacaklarına Îmân Edenler ise: "Nice az topluluklar, Allah'ın izni ile nice çok topluluklara galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir." dediler.
Onlar, Câlût ve askerleriyle karşı karşıya geldikleri zaman: "Ey Rabb'imiz! Üzerimize sabır yağdır ve ayaklarımızı sabit kıl, Kâfir kavme karşı bize yardım et." dediler.
Allah'ın izniyle onları yenilgiye uğrattılar. Dâvûd, Câlût'u öldürdü. Allah, Ona güç ve hikmet verdi. Ona dilediğinden öğretti. Eğer, Allah, insanların bir kısmını bir kısmıyla savmasaydı, yeryüzü bozguna uğrardı. Ancak, Allah, bütün âlemlere karşı sınırsız lütuf sahibidir.
İşte bunlar Allah'ın âyetleridir. Biz onları sana hakk olarak okuyoruz. Kuşkusuz sen gönderilenlerdensin.
İşte o resûller ki her birine farklı lütuflarda bulunduk. Allah, onların kimisi ile konuşmuş, kimisinin de derecelerini yükseltmiştir. Meryem Oğlu İsâ'ya beyyinât verdik ve onu Kudus'un Rûhu ile destekledik. Allah dileseydi, onlardan sonra gelenler, bunca açık kanıttan sonra birbirleriyle savaşmazlardı. Yalnız onlar ihtilafa düştüler; onlardan kimisi îmân etti, yine onlardan kimisi de kâfirlik etti. Eğer Allah dileseydi birbirleriyle savaşmazlardı. Ancak, Allah neyi dilerse onu yapar.
Ey Îmân Edenler! İçinde hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmeden önce size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kâfirler, zâlimlerin ta kendileridir.
Allah: Ondan başka ilâh yoktur. O, sürekli diridir, koruyup gözetendir. Onda ne bir dalgınlık olur ne de Onu bir uyku tutar. Göklerde ve yerde olan her şey Onundur. İzni olmaksızın Onun katında şefaatte bulunabilecek kimmiş? Onların önlerinde ve arkalarında olan her şeyi bilir. Onlar, Onun ilminden ancak dilediği kadarını kavrayabilirler. Onun egemenliği yeri ve göğü kuşatmıştır. Bunları korumak Ona ağır gelmez. O, Çok Yüce ve Çok Güçlü'dür.
Dinde zorlama yoktur. Artık, doğru olan yanlış olandan kesin olarak ayrılmıştır. Kim tâğûtu reddedip, Allah'a îmân ederse, kuşkusuz ki kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa tutunmuş olur. Allah, Her Şeyi İşiten ve Her Şeyi Bilen'dir.
Allah, Îmân Edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Küfredenlerin velileri ise tâğûtlardır; onları aydınlıktan çıkarıp karanlıklara sokar. İşte onlar ateş ehlidir ve orada sürekli kalacaklardır.
Allah, kendisine mülk verdi diye İbrâhîm'le Rabb'i hakkında tartışanı görmedin mi? Hani İbrâhîm: "Benim Rabb'im diriltir ve öldürür." demişti. O da: "Ben de diriltir ve öldürürüm." demişti. İbrâhîm: "Öyleyse, Allah Güneş'i doğudan çıkarıyor, sen de batıdan çıkar." deyince, küfreden şaşırıp kaldı. Allah, zâlim olan halka doğru yolu göstermez.
Veya temelleri üzerine yıkılıp, harap olmuş beldeye uğrayan kimse gibi: "Ölümünden sonra Allah bunu nasıl diriltecek?" demişti. Bunun üzerine Allah, onu öldürüp yüz yıl ölü bıraktıktan sonra diriltti. Ona: "Ne kadar süre ölü kaldın?" dendi. O da: "Bir gün veya bir günden daha az." dedi. Allah, "Hayır, yüz yıl kaldın." dedi. "Buna rağmen yiyeceğine ve içeceğine bak, bozulmamış. Ve eşeğine de bak. Bu, insanlara âyet olman içindir. Şu kemiklere bir bak, onları nasıl düzenleyip sonra et giydiriyoruz." Ona bu detaylı açıklama yapıldıktan sonra: "Artık anladım ki, kuşkusuz Allah, Her Şeye Güç Yetiren'dir." dedi.
Hani bir zamanlar İbrâhîm: "Ey Rabb'im! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster." demişti. Allah: "İnanmıyor musun?" deyince; İbrâhîm: "Hayır, inanıyorum; ancak kalbimin mutmain olmasını istiyorum." dedi. Allah: "Kuşlardan dört tane tut, onları iyice tanı, sonra her dağın başına onlardan bir parça koy, sonra onları kendine çağır, koşarak sana gelecekler." dedi. Allah, Mutlak Üstün Olandır En Doğru Hüküm Veren'dir.
Mallarını Allah yolunda infak edenlerin durumu, yedi başak bitiren ve her bir başakta yüz dane olan bir tohum tanesi gibidir. Allah hak edene kat kat verir. Allah, Yardımı Çok Kapsamlı Olan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Mallarını Allah yolunda infak edip de ardından yaptığı iyiliği başa kakmayarak yardımcı oldukları kimseleri incitmeyenlerin ödülleri Rabb'leri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.
Ma'rûf bir söz ve bağışlayıcı olmak, ardından başa kakılarak eziyete dönüşen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, Hiçbir Şeye Muhtaç Olmayan'dır, Çok Şefkatli'dir.
Ey Îmân Edenler! Allah'a ve Âhiret Günü'ne îmân etmediği halde, insanlara malını gösteriş yapmak için harcayan kimse gibi; sadakalarınızı başa kakarak ve inciterek boşa çıkarmayın. Böylelerinin durumu üzeri toprakla örtülü kaygan bir kayaya benzer. Sağanak bir yağmur yağınca, kaya çırılçıplak ortaya çıkar. Onlar, yaptıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, Kâfir halka doğru yolu göstermez.
Allah'ın rızasına kavuşmak için, içten gelerek malını harcayan kimsenin durumu; kuvvetli yağmur yağdığında kat kat ürün veren, kuvvetli yağmur olmasa da çisentisinin yeteceği yüksek bir yerdeki cennete benzer. Allah, yaptığınız her şeyi görendir.
Sizden biriniz ister mi ki: Kendisi yaşlanmış ve bakıma muhtaç çocukları da varken, içinde nehirler akan, her türlü meyvesi olan, hurma ve üzüm ağaçları bulunan bahçesini ateşten bir kasırga gelip yaksın. İşte, Allah, düşünmeniz için âyetlerini böyle açıkça söylüyor.
Ey Îmân Edenler! Kazandığınız şeylerin temiz ve iyi olanlarından ve sizin için yerden çıkardıklarımızdan infak edin. Gözünüz kapalı kendinize almayacağınız kötü şeyleri infak etmeyin. Bilin ki: Allah, Hiçbir Şeye Muhtaç Olmayan'dır, Övgüye Değer Yegâne Varlık'tır.
Şeytân, yoksullukla size fahşâyı telkin eder. Allah ise size bağışlama ve bol nimet sözü veriyor. Allah, Yardımı Çok Kapsayıcı Olan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
O hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse ona pek çok hayır verilmiş demektir. Bunu ancak sağlıklı düşünen akıl sahipleri anlar.
Nafaka olarak neyi infak eder veya adak olarak neyi adarsanız, Allah onu bilir. Zûlmedenlerin hiçbir yardımcısı yoktur.
Sadakaları açıktan vermeniz güzeldir. Ancak fakirlere yapacağınız yardımı gizliden yaparsanız bu sizin için daha hayırlıdır. Bu, kötülüklerinizin bir kısmının kapanmasını sağlar. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.
Onları hidâyete iletmek sana düşmez. Allah, hak edeni doğru yola iletir. Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz içindir. Zaten siz, ancak Allah'ı hoşnut etmek için infak yaparsınız. Yapacağınız her hayrın karşılığı size tam olarak verilir ve size asla haksızlık yapılmaz.
Yardımlar Allah yolunda mahsur olan, çalışmaya güç yetiremeyen yoksullar içindir. Bilmeyenler, utangaçlıklarından dolayı onları zengin sanır. Sen, onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük ederek kimseyi rahatsız etmezler. Hayır olarak ne infak ederseniz muhakkak Allah, onu bilir.
Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık infak edenlerin ödüllerini Rabb'leri verecektir. Ve onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Ribâ yiyenler, ancak şeytânın dokunuşuyla çarptığı kimselerin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, "Alışveriş de ribâ gibidir." demelerindendir. Oysa Allah, alışverişi helâl, ribâyı harâm kılmıştır. Kim Rabb'inden gelen öğüde uyarak, ribâdan vazgeçerse, geçmişte aldığı onundur. Onun kararı Allah'a kalmıştır. Kim tekrar ribâya dönerse, işte onlar ateş ehlidirler ve orada sürekli kalacaklardır.
Allah, ribâyı eksiltir, sadakaları da artırır. Allah, nankörlük ederek günahta ısrar edenleri sevmez.
Îmân edip, sâlihâtı yapanların, salâtı ikâme edenlerin ve zekâtı yapanların ödülleri kuşkusuz Rabb'lerinin yanındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Ey Îmân Edenler! Allah'a karşı takvâlı olun. Eğer Mü'min'seniz, ribâdan geriye kalanı almayın.
Eğer bırakmazsanız, o zaman Allah ve Resûlü'nün size savaş açacağını bilin. Eğer tevbe ederseniz, ana malınız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.
Eğer borçlu dardaysa ona ödemede kolaylık sağlayın, eğer alacağınızı bağışlarsanız, bunun sizin için daha hayırlı olduğunu bilin.
Allah'a döndürüleceğiniz gün için takvâlı olun. O gün, hiç kimseye haksızlık yapılmaksızın, yaptıklarının karşılığı tam olarak verilecektir.
Ey Îmân Edenler! Belli bir süre için birbirinize borç verdiğiniz zaman onu yazın. Yazan her kimse, onu adaletle yazsın. Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Borçlu olan da yazdırsın. Rabb'i olan Allah'a karşı takvâlı olsun, ondan hiçbir şeyi eksik bırakmasın. Eğer borçlu aklı ermez, aciz veya kendi söyleyip yazdıramayacak durumda birisi ise, velisi, onu adaletli bir şekilde yazdırsın. Erkeklerinizden de iki tanık tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa, o zaman razı olacağınız tanıklardan bir erkek ve biri şaşırdığında diğeri ona hatırlatacak iki kadın tanık tutun. Tanıklar, çağrıldıkları zaman kaçınmasınlar. Az olsun çok olsun onu vadesiyle birlikte yazmaktan üşenmeyin. Bu, Allah katında en adil, tanıklık için daha sağlam ve şüphe etmemeniz için daha uygundur. Ancak, aranızda hemen devredip durduğunuz ve peşin olarak yaptığınız ticaret başka, bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman tanık bulundurun. Tanık olana da yazana da zarar verilmesin. Eğer bunu yaparsanız kendinize kötülük yapmış olursunuz. Allah'a karşı takvâlı olun. Allah, size gerekli olanı öğretiyor. Ve Allah, Her Şeyi Bilen'dir.
Eğer yolculukta olup da yazıcı bulamazsanız, alınan rehinler yeterlidir. Eğer, birbirinize güveniyorsanız, güvenilen kimse, üzerindeki emaneti ödesin. Rabb'i olan Allah'a karşı takvâlı olsun. Ve tanık olduğunuz şeyi gizlemeyin. Kim onu gizlerse kalben günah işlemiş olur. Allah, yaptığınız her şeyi bilir.
Gökte ve yerde olan her şey, Allah'ındır. İçinizde olanı açıklasanız da gizleseniz de Allah, sizi onunla hesaba çeker. Allah hak eden kimseyi bağışlar, hak eden kimseye de azâp eder. Allah, Her Şeye Güç Yetiren'dir.
Resûl, Rabb'inden kendisine indirilene îmân etti, Mü'minler de. Hepsi; Allah'a, meleklerine, kitâplarına ve resûllerine îmân ettiler: "Biz, Onun resûllerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabb'imiz! Bizi bağışla, dönüşümüz ancak Sana'dır." dediler.
Allah, hiç kimseyi gücünün yeteceğinden fazlasıyla yükümlü tutmaz. Herkesin kazandığı lehine veya aleyhinedir. "Rabb'imiz! Unutur veya yanlış yaparsak, bizi sorumlu tutma. Rabb'imiz! Bize daha öncekilere yüklediğin gibi zor şeyler yükleme. Rabb'imiz! Bize gücümüzün üzerinde bir sorumluluk yükleme. Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et. Sen, Mevlâmız'sın. Kâfirlere karşı bize yardım et.