Erhan Aktaş / Kerim Kur'an
Rahmeti Bol ve Kesintisiz Olan Allah'ın Adıyla
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bismillahir rahmanir rahim.
Mü'minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir.
قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ
Kad eflehal mu'minun.
Onlar, salatlarında* huşu* içinde olan kimselerdir.
الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ
Ellezine hum fi salatihim haşiun.
Onlar boş şeylerden yüz çevirirler.
وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ
Vellezine hum anil lagvi mu'ridun.
Ve onlar, zekat için* çalışanlardır.
وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَاةِ فَاعِلُونَ
Vellezine hum liz zekati failun.
Ve onlar, ırzlarını* korurlar.
وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ
Vellezine hum li furucihim hafizun.
Eşleri veya sağ ellerinin sahip oldukları hariç kimse ile ilişkiye girmezler.* Bundan dolayı da kınanmazlar.*
إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
İlla ala ezvacihim ev ma meleket eymanuhum fe innehum gayru melumin.
Kim bunun ötesinde* bir şey isterse, işte onlar haddi aşanlardır.
فَمَنِ ابْتَغَى وَرَاء ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْعَادُونَ
Fe menibtega verae zalike fe ulaike humul adun.
Onlar, kendilerine verilen emanetler için sözlerine bağlı kalan kimselerdir.
وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ
Vellezine hum li emanatihim ve ahdihim raun.
Onlar, salatlarını* koruyan kimselerdir.
وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
Vellezine hum ala salavatihim yuhafızun.
İşte onlar varis* olanlardır.
أُوْلَئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ
Ulaike humul varisun.
Onlar, Firdevse* varis olacaklar ve orada sürekli kalacaklardır.
الَّذِينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Ellezine yerisunel firdevs, hum fiha halidun.
Ant olsun ki, insanı çamurun özünden yarattık.*
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ مِن سُلَالَةٍ مِّن طِينٍ
Ve lekad halaknal insane min sulaletin min tin.
Sonra onu güvenli ve sağlam bir mekanda* bir nutfe* kıldık.
ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فِي قَرَارٍ مَّكِينٍ
Summe cealnahu nutfeten fi kararin mekin.
Sonra nutfeyi* bir alaka* olarak yarattık. Alakayı da mudğa* olarak yarattık. Mudğadan da kemikleri yarattık. Kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratılışla şekillendirdik. Yaratıcıların en iyisi olan Allah ne yücedir.
ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ أَنشَأْنَاهُ خَلْقًا آخَرَ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ
Summe halaknen nutfete alakaten fe halaknel alakate mudgaten fe halaknel mudgate ızamen fe kesevnel izame lahmen summe enşe'nahu halkan ahar, fe tebarekallahu ahsenul halikin.
Sonra kuşku yok ki bunun ardından öleceksiniz.
ثُمَّ إِنَّكُمْ بَعْدَ ذَلِكَ لَمَيِّتُونَ
Summe innekum ba'de zalike le meyyitun.
Sonra kuşkusuz siz Kıyamet Günü diriltileceksiniz.
ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ تُبْعَثُونَ
Summe innekum yevmel kıyameti tub'asun.
Ant olsun ki üzerinizde yolların yedisini yarattık. Ve Biz yarattıklarımızdan habersiz* değiliz.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَائِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِلِينَ
Ve lekad halakna fevkakum seb'a taraika ve ma kunna anil halkı gafilin.
Gökten kararınca su indirdik. Ve onu yeryüzünde yerleştirdik.* Kuşkusuz Biz, onu gidermeye de gücü yetenleriz.
وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاء بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّاهُ فِي الْأَرْضِ وَإِنَّا عَلَى ذَهَابٍ بِهِ لَقَادِرُونَ
Ve enzelna mines semai maen bi kaderin fe eskennahu fil ardı ve inna ala zehabin bihi le kadirun.
Böylece onunla, sizin için hurma ve üzüm cennetleri* meydana getirdik. Keza, oralarda yemekte olduğunuz pek çok meyve çeşitleri vardır.
فَأَنشَأْنَا لَكُم بِهِ جَنَّاتٍ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَابٍ لَّكُمْ فِيهَا فَوَاكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ
Fe enşe'na lekum bihi cennatin min nahilin ve a'nab, lekum fiha fevakihu kesiretun ve minha te'kulun.
Tur-i Sina'da*, yağ elde edilen ve aynı zamanda katık olarak yenen ağaç* yetiştirdik.
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِن طُورِ سَيْنَاء تَنبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِّلْآكِلِينَ
Ve şecereten tahrucu min turi seynae tenbutu bid duhni ve sıbgın lil akilin.
Hayvanlardan da sizin için alınacak dersler vardır. Onların karınlarındaki şeyden size içiriyoruz. Ve onlarda sizin için pek çok yararlar vardır. Ve onlardan yersiniz.
وَإِنَّ لَكُمْ فِي الْأَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُّسقِيكُم مِّمَّا فِي بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ
Ve inne lekum fil en'ami le ibreh, nuskikum mimma fi butuniha ve lekum fiha menafiu kesiretun ve minha te'kulun.
Onları ve gemileri taşıma aracı olarak kullanırsınız.
وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ
Ve aleyha ve alel fulki tuhmelun.
Ant olsun ki Biz, Nuh'u toplumuna gönderdik. "Ey halkım! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka ilah yoktur. Hala takva* sahibi olmayacak mısınız?" dedi.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ
Ve lekad erselna nuhan ila kavmihi fe kale ya kavmi' budullahe ma lekum min ilahin gayruh, e fe la tettekun.
Bunun üzerine halkından gerçeği yalanlayan nankörlerin meleleri:* "Bu, sizin gibi bir beşerden başka bir şey değildir. Size karşı üstünlük kurmak istiyor. Eğer Allah elçi göndermek isteseydi mutlaka melekler indirirdi. Geçmiş atalarımızdan da böyle bir şey duymadık." dediler.
فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِن قَوْمِهِ مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاء اللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَائِكَةً مَّا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ
Fe kalel meleullezine keferu min kavmihi ma haza illa beşerun mıslukum yuridu en yetefaddale aleykum, ve lev şaallahu le enzele melaikeh, ma semi'na bi haza fi abainel evvelin.
"O ancak cinlenmiş bir adamdır. O halde kesinlikle bir süre* bekleyin."
إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ بِهِ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِهِ حَتَّى حِينٍ
İn huve illa raculun bihi cinnetun fe terabbasu bihi hatta hin.
Nuh: "Rabb'im! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!" dedi.
قَالَ رَبِّ انصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ
Kale rabbinsurni bima kezzebun.
Bunun üzerine Biz, ona: "Gözetimimiz altında vahyimiz ile bildirdiğimiz gibi gemi yap." diye vahyettik. Böylece emrimiz gereği Tennur kaynadığı* zaman hemen ona* her cinsten eşler olarak iki adet ve ehlini* bindir. Onlardan, haklarında önceden hüküm verilenler hariç. Ve zulmedenler hakkında benden bir dilekte bulunma. Onlar boğulacak olanlardır.
فَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِ أَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَاء أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِن كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا إِنَّهُم مُّغْرَقُونَ
Fe evhayna ileyhi enısnaıl fulke bi a'yunina ve vahyina fe iza cae emruna ve faret tennuru fesluk fiha min kullin zevceynisneyni ve ehleke illa men sebeka aleyhil kavlu minhum, ve la tuhatıbni fillezine zalemu, innehum mugrakun.
Sen ve seninle birlikte olanlar gemiye bindiğiniz zaman: "Zalim kavimden bizi kurtaran Allah'a hamd olsun." de.
فَإِذَا اسْتَوَيْتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي نَجَّانَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Fe izesteveyte ente ve men meake alel fulki fe kulil hamdu lillahillezi neccana minel kavmiz zalimin.
Ve de ki: "Rabbim! Beni kutlu, bereketli bir yere indir. Ve Sen doğru yere yerleştireceklerin en hayırlısısın."
وَقُل رَّبِّ أَنزِلْنِي مُنزَلًا مُّبَارَكًا وَأَنتَ خَيْرُ الْمُنزِلِينَ
Ve kul rabbi enzilni munzelen mubareken ve ente hayrul munzilin.
Bunda kesinlikle ayetler* vardır. Ve Biz kesinlikle sınayanlarız.
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ وَإِن كُنَّا لَمُبْتَلِينَ
İnne fi zalike le ayatin ve in kunna le mubtelin.
Sonra onların ardından başka bir nesil ortaya çıkardık.
ثُمَّ أَنشَأْنَا مِن بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ
Summe enşe'na min ba'dihim karnen aharin.
Onlara, kendi içlerinden, "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur, hala takva sahibi olmayacak mısınız?" diyen bir rasul gönderdik.
فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ
Fe erselna fihim resulen minhum eni'budullahe ma lekum min ilahin gayruh, e fe la tettekun.
Dünya hayatında refaha kavuşturduğumuz, gerçeği yalanlayarak nankörlük eden ve ahirete kavuşmayı yalanlayan meleleri*: "Bu da sizin gibi bir insandır. Sizin yediğinizden yiyor, sizin içtiğinizden içiyor." dediler.
وَقَالَ الْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَاء الْآخِرَةِ وَأَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ
Ve kalel meleu min kavmihillezine keferu ve kezzebu bi likail ahıreti ve etrafnahum fil hayatid dunya ma haza illa beşerun mislukum ye'kulu mimma te'kulune minhu yeşrebu mimma teşrabun.
"Eğer siz, sizden hiçbir farkı olmayan böyle bir beşere uyacak olursanız, kesinlikle hüsrana uğrarsınız.
وَلَئِنْ أَطَعْتُم بَشَرًا مِثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَّخَاسِرُونَ
Ve lein eta'tum beşeren mislekum innekum izen le hasirun.
Sizi; ölüp, toprak ve kemik haline geldikten sonra, yeniden diriltileceğinizle mi uyarıyor?
أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا أَنَّكُم مُّخْرَجُونَ
E yaıdukum ennekum iza mittum ve kuntum turaben ve izamen ennekum muhracun.
Yazık, yazık! Uyarıldığınız şey, hiç olacak şey mi?
هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ
Heyhate heyhate lima tuadun.
Hayat, yalnızca bu dünyadan ibarettir. Yaşarız ve ölürüz. Yeniden diriltilecek değiliz.
إِنْ هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ
İn hiye illa hayatuned dunya nemutu ve nahya ve ma nahnu bi meb'usin.
O, uydurduğu yalanı Allah'a dayandıran bir kimsedir. Ona inanacak değiliz."
إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِنِينَ
İn huve illa raculuniftera alallahi keziben ve ma nahnu lehu bi mu'minin.
"Rabbim! Yalanlamaları nedeniyle bana yardım et." dedi.
قَالَ رَبِّ انصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ
Kale rabbinsurni bima kezzebun.
Allah: "Pek yakında kesinlikle pişman olacaklar." dedi.
قَالَ عَمَّا قَلِيلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِمِينَ
Kale amma kalilin le yusbihunne nadimin.
Derken, kaçınılmaz bir gerçek olarak sayha* onları yakalayıverdi. Böylece onları çerçöp yaptık. Zalim halk yok oldu.
فَأَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَاء فَبُعْدًا لِّلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Fe ehazethumus sayhatu bil hakkı fe cealnahum gusaen, fe bu'den lil kavmiz zalimin.
Sonra, onların ardından başka nesiller getirdik.
ثُمَّ أَنشَأْنَا مِن بَعْدِهِمْ قُرُونًا آخَرِينَ
Summe enşe'na min ba'dihim kurunen aharin.
Hiçbir ümmet* ecelini* öne alamaz ve erteleyemez.
مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ
Ma tesbiku min ummetin eceleha ve ma yeste'hırun.
Sonra ardı ardına elçilerimizi gönderdik. Her ümmet, kendilerine gelen rasulleri yalanladı. Biz de onları ardı sıra devirdik. Ve onları halkın dilinde öykü konusu yaptık. İnanmayanlar yok olsun.
ثُمَّ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَا كُلَّ مَا جَاء أُمَّةً رَّسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَأَتْبَعْنَا بَعْضَهُم بَعْضًا وَجَعَلْنَاهُمْ أَحَادِيثَ فَبُعْدًا لِّقَوْمٍ لَّا يُؤْمِنُونَ
Summe erselna rusulena tetra, kullema cae ummeten resuluha kezzebuhu fe etba'na ba'dahum ba'dan ve cealnahum ehadis, fe bu'den li kavmin la yu'minun.
Sonra da Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir görevle gönderdik;
ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَى وَأَخَاهُ هَارُونَ بِآيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُّبِينٍ
Summe erselna musa ve ehahu harune bi ayatina ve sultanin mubin.
Firavun ve melelerine*. Ancak onlar kibirlendiler. Büyüklük taslayan bir toplum oldular.
إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا عَالِينَ
İla fir'avne ve meleihi festekberu ve kanu kavmen alin.
Sonra da: "Bizden farkı olmayan, üstelik halkı da bize kulluk eden bu iki insana mı inanacağız?" dediler.
فَقَالُوا أَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَابِدُونَ
Fe kalu e nu'minu li beşereyni mislina ve kavmuhuma lena abidun.
Onları yalanladılar. Ve helak edilenlerden oldular.
فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا مِنَ الْمُهْلَكِينَ
Fe kezzebuhuma fe kanu minel muhlekin.
Ve ant olsun, onlar doğru yolu bulsunlar diye Kitap'ı* verdik.
وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ
Ve lekad ateyna musel kitabe leallehum yehtedun.
Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet* kıldık. Ve ikisini, suyu olan yerleşime uygun bir tepeye yerleştirdik.
وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُ آيَةً وَآوَيْنَاهُمَا إِلَى رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ
Ve cealnebne meryeme ve ummehu ayeten ve aveynahuma ila rabvetin zati kararin ve main.