Rahmeti Bol ve Kesintisiz Olan Allah'ın Adıyla
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

1. ayete git
Mü'minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir.
قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ

Kad eflehal mu'minun.

2. ayete git
Onlar, salatlarında
*
huşu
*
içinde olan kimselerdir.
الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ

Ellezine hum fi salatihim haşiun.

3. ayete git
Onlar boş şeylerden yüz çevirirler.
وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ

Vellezine hum anil lagvi mu'ridun.

4. ayete git
Ve onlar, zekat için
*
çalışanlardır.
وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَاةِ فَاعِلُونَ

Vellezine hum liz zekati failun.

5. ayete git
Ve onlar, ırzlarını
*
korurlar.
وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ

Vellezine hum li furucihim hafizun.

6. ayete git
Eşleri veya sağ ellerinin sahip oldukları hariç kimse ile ilişkiye girmezler.
*
Bundan dolayı da kınanmazlar.
*
إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ

İlla ala ezvacihim ev ma meleket eymanuhum fe innehum gayru melumin.

7. ayete git
Kim bunun ötesinde
*
bir şey isterse, işte onlar haddi aşanlardır.
فَمَنِ ابْتَغَى وَرَاء ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْعَادُونَ

Fe menibtega verae zalike fe ulaike humul adun.

8. ayete git
Onlar, kendilerine verilen emanetler için sözlerine bağlı kalan kimselerdir.
وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ

Vellezine hum li emanatihim ve ahdihim raun.

9. ayete git
Onlar, salatlarını
*
koruyan kimselerdir.
وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ

Vellezine hum ala salavatihim yuhafızun.

10. ayete git
İşte onlar varis
*
olanlardır.
أُوْلَئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ

Ulaike humul varisun.

11. ayete git
Onlar, Firdevse
*
varis olacaklar ve orada sürekli kalacaklardır.
الَّذِينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

Ellezine yerisunel firdevs, hum fiha halidun.

12. ayete git
Ant olsun ki, insanı çamurun özünden yarattık.
*
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ مِن سُلَالَةٍ مِّن طِينٍ

Ve lekad halaknal insane min sulaletin min tin.

13. ayete git
Sonra onu güvenli ve sağlam bir mekanda
*
bir nutfe
*
kıldık.
ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فِي قَرَارٍ مَّكِينٍ

Summe cealnahu nutfeten fi kararin mekin.

14. ayete git
Sonra nutfeyi
*
bir alaka
*
olarak yarattık. Alakayı da mudğa
*
olarak yarattık. Mudğadan da kemikleri yarattık. Kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratılışla şekillendirdik. Yaratıcıların en iyisi olan Allah ne yücedir.
ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ أَنشَأْنَاهُ خَلْقًا آخَرَ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ

Summe halaknen nutfete alakaten fe halaknel alakate mudgaten fe halaknel mudgate ızamen fe kesevnel izame lahmen summe enşe'nahu halkan ahar, fe tebarekallahu ahsenul halikin.

15. ayete git
Sonra kuşku yok ki bunun ardından öleceksiniz.
ثُمَّ إِنَّكُمْ بَعْدَ ذَلِكَ لَمَيِّتُونَ

Summe innekum ba'de zalike le meyyitun.

16. ayete git
Sonra kuşkusuz siz Kıyamet Günü diriltileceksiniz.
ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ تُبْعَثُونَ

Summe innekum yevmel kıyameti tub'asun.

17. ayete git
Ant olsun ki üzerinizde yolların yedisini yarattık. Ve Biz yarattıklarımızdan habersiz
*
değiliz.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَائِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِلِينَ

Ve lekad halakna fevkakum seb'a taraika ve ma kunna anil halkı gafilin.

18. ayete git
Gökten kararınca su indirdik. Ve onu yeryüzünde yerleştirdik.
*
Kuşkusuz Biz, onu gidermeye de gücü yetenleriz.
وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاء بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّاهُ فِي الْأَرْضِ وَإِنَّا عَلَى ذَهَابٍ بِهِ لَقَادِرُونَ

Ve enzelna mines semai maen bi kaderin fe eskennahu fil ardı ve inna ala zehabin bihi le kadirun.

19. ayete git
Böylece onunla, sizin için hurma ve üzüm cennetleri
*
meydana getirdik. Keza, oralarda yemekte olduğunuz pek çok meyve çeşitleri vardır.
فَأَنشَأْنَا لَكُم بِهِ جَنَّاتٍ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَابٍ لَّكُمْ فِيهَا فَوَاكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

Fe enşe'na lekum bihi cennatin min nahilin ve a'nab, lekum fiha fevakihu kesiretun ve minha te'kulun.

20. ayete git
Tur-i Sina'da
*
, yağ elde edilen ve aynı zamanda katık olarak yenen ağaç
*
yetiştirdik.
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِن طُورِ سَيْنَاء تَنبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِّلْآكِلِينَ

Ve şecereten tahrucu min turi seynae tenbutu bid duhni ve sıbgın lil akilin.

21. ayete git
Hayvanlardan da sizin için alınacak dersler vardır. Onların karınlarındaki şeyden size içiriyoruz. Ve onlarda sizin için pek çok yararlar vardır. Ve onlardan yersiniz.
وَإِنَّ لَكُمْ فِي الْأَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُّسقِيكُم مِّمَّا فِي بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

Ve inne lekum fil en'ami le ibreh, nuskikum mimma fi butuniha ve lekum fiha menafiu kesiretun ve minha te'kulun.

22. ayete git
Onları ve gemileri taşıma aracı olarak kullanırsınız.
وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ

Ve aleyha ve alel fulki tuhmelun.

23. ayete git
Ant olsun ki Biz, Nuh'u toplumuna gönderdik. "Ey halkım! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka ilah yoktur. Hala takva
*
sahibi olmayacak mısınız?" dedi.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ

Ve lekad erselna nuhan ila kavmihi fe kale ya kavmi' budullahe ma lekum min ilahin gayruh, e fe la tettekun.

24. ayete git
Bunun üzerine halkından gerçeği yalanlayan nankörlerin meleleri:
*
"Bu, sizin gibi bir beşerden başka bir şey değildir. Size karşı üstünlük kurmak istiyor. Eğer Allah elçi göndermek isteseydi mutlaka melekler indirirdi. Geçmiş atalarımızdan da böyle bir şey duymadık." dediler.
فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِن قَوْمِهِ مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاء اللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَائِكَةً مَّا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ

Fe kalel meleullezine keferu min kavmihi ma haza illa beşerun mıslukum yuridu en yetefaddale aleykum, ve lev şaallahu le enzele melaikeh, ma semi'na bi haza fi abainel evvelin.

25. ayete git
"O ancak cinlenmiş bir adamdır. O halde kesinlikle bir süre
*
bekleyin."
إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ بِهِ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِهِ حَتَّى حِينٍ

İn huve illa raculun bihi cinnetun fe terabbasu bihi hatta hin.

26. ayete git
Nuh: "Rabb'im! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!" dedi.
قَالَ رَبِّ انصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ

Kale rabbinsurni bima kezzebun.

27. ayete git
Bunun üzerine Biz, ona: "Gözetimimiz altında vahyimiz ile bildirdiğimiz gibi gemi yap." diye vahyettik. Böylece emrimiz gereği Tennur kaynadığı
*
zaman hemen ona
*
her cinsten eşler olarak iki adet ve ehlini
*
bindir. Onlardan, haklarında önceden hüküm verilenler hariç. Ve zulmedenler hakkında benden bir dilekte bulunma. Onlar boğulacak olanlardır.
فَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِ أَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَاء أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِن كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا إِنَّهُم مُّغْرَقُونَ

Fe evhayna ileyhi enısnaıl fulke bi a'yunina ve vahyina fe iza cae emruna ve faret tennuru fesluk fiha min kullin zevceynisneyni ve ehleke illa men sebeka aleyhil kavlu minhum, ve la tuhatıbni fillezine zalemu, innehum mugrakun.

28. ayete git
Sen ve seninle birlikte olanlar gemiye bindiğiniz zaman: "Zalim kavimden bizi kurtaran Allah'a hamd olsun." de.
فَإِذَا اسْتَوَيْتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي نَجَّانَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

Fe izesteveyte ente ve men meake alel fulki fe kulil hamdu lillahillezi neccana minel kavmiz zalimin.

29. ayete git
Ve de ki: "Rabbim! Beni kutlu, bereketli bir yere indir. Ve Sen doğru yere yerleştireceklerin en hayırlısısın."
وَقُل رَّبِّ أَنزِلْنِي مُنزَلًا مُّبَارَكًا وَأَنتَ خَيْرُ الْمُنزِلِينَ

Ve kul rabbi enzilni munzelen mubareken ve ente hayrul munzilin.

30. ayete git
Bunda kesinlikle ayetler
*
vardır. Ve Biz kesinlikle sınayanlarız.
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ وَإِن كُنَّا لَمُبْتَلِينَ

İnne fi zalike le ayatin ve in kunna le mubtelin.

31. ayete git
Sonra onların ardından başka bir nesil ortaya çıkardık.
ثُمَّ أَنشَأْنَا مِن بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ

Summe enşe'na min ba'dihim karnen aharin.

32. ayete git
Onlara, kendi içlerinden, "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur, hala takva sahibi olmayacak mısınız?" diyen bir rasul gönderdik.
فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ

Fe erselna fihim resulen minhum eni'budullahe ma lekum min ilahin gayruh, e fe la tettekun.

33. ayete git
Dünya hayatında refaha kavuşturduğumuz, gerçeği yalanlayarak nankörlük eden ve ahirete kavuşmayı yalanlayan meleleri
*
: "Bu da sizin gibi bir insandır. Sizin yediğinizden yiyor, sizin içtiğinizden içiyor." dediler.
وَقَالَ الْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَاء الْآخِرَةِ وَأَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ

Ve kalel meleu min kavmihillezine keferu ve kezzebu bi likail ahıreti ve etrafnahum fil hayatid dunya ma haza illa beşerun mislukum ye'kulu mimma te'kulune minhu yeşrebu mimma teşrabun.

34. ayete git
"Eğer siz, sizden hiçbir farkı olmayan böyle bir beşere uyacak olursanız, kesinlikle hüsrana uğrarsınız.
وَلَئِنْ أَطَعْتُم بَشَرًا مِثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَّخَاسِرُونَ

Ve lein eta'tum beşeren mislekum innekum izen le hasirun.

35. ayete git
Sizi; ölüp, toprak ve kemik haline geldikten sonra, yeniden diriltileceğinizle mi uyarıyor?
أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا أَنَّكُم مُّخْرَجُونَ

E yaıdukum ennekum iza mittum ve kuntum turaben ve izamen ennekum muhracun.

36. ayete git
Yazık, yazık! Uyarıldığınız şey, hiç olacak şey mi?
هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ

Heyhate heyhate lima tuadun.

37. ayete git
Hayat, yalnızca bu dünyadan ibarettir. Yaşarız ve ölürüz. Yeniden diriltilecek değiliz.
إِنْ هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ

İn hiye illa hayatuned dunya nemutu ve nahya ve ma nahnu bi meb'usin.

38. ayete git
O, uydurduğu yalanı Allah'a dayandıran bir kimsedir. Ona inanacak değiliz."
إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِنِينَ

İn huve illa raculuniftera alallahi keziben ve ma nahnu lehu bi mu'minin.

39. ayete git
"Rabbim! Yalanlamaları nedeniyle bana yardım et." dedi.
قَالَ رَبِّ انصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ

Kale rabbinsurni bima kezzebun.

40. ayete git
Allah: "Pek yakında kesinlikle pişman olacaklar." dedi.
قَالَ عَمَّا قَلِيلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِمِينَ

Kale amma kalilin le yusbihunne nadimin.

41. ayete git
Derken, kaçınılmaz bir gerçek olarak sayha
*
onları yakalayıverdi. Böylece onları çerçöp yaptık. Zalim halk yok oldu.
فَأَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَاء فَبُعْدًا لِّلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

Fe ehazethumus sayhatu bil hakkı fe cealnahum gusaen, fe bu'den lil kavmiz zalimin.

42. ayete git
Sonra, onların ardından başka nesiller getirdik.
ثُمَّ أَنشَأْنَا مِن بَعْدِهِمْ قُرُونًا آخَرِينَ

Summe enşe'na min ba'dihim kurunen aharin.

43. ayete git
Hiçbir ümmet
*
ecelini
*
öne alamaz ve erteleyemez.
مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ

Ma tesbiku min ummetin eceleha ve ma yeste'hırun.

44. ayete git
Sonra ardı ardına elçilerimizi gönderdik. Her ümmet, kendilerine gelen rasulleri yalanladı. Biz de onları ardı sıra devirdik. Ve onları halkın dilinde öykü konusu yaptık. İnanmayanlar yok olsun.
ثُمَّ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَا كُلَّ مَا جَاء أُمَّةً رَّسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَأَتْبَعْنَا بَعْضَهُم بَعْضًا وَجَعَلْنَاهُمْ أَحَادِيثَ فَبُعْدًا لِّقَوْمٍ لَّا يُؤْمِنُونَ

Summe erselna rusulena tetra, kullema cae ummeten resuluha kezzebuhu fe etba'na ba'dahum ba'dan ve cealnahum ehadis, fe bu'den li kavmin la yu'minun.

45. ayete git
Sonra da Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir görevle gönderdik;
ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَى وَأَخَاهُ هَارُونَ بِآيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُّبِينٍ

Summe erselna musa ve ehahu harune bi ayatina ve sultanin mubin.

46. ayete git
Firavun ve melelerine
*
. Ancak onlar kibirlendiler. Büyüklük taslayan bir toplum oldular.
إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا عَالِينَ

İla fir'avne ve meleihi festekberu ve kanu kavmen alin.

47. ayete git
Sonra da: "Bizden farkı olmayan, üstelik halkı da bize kulluk eden bu iki insana mı inanacağız?" dediler.
فَقَالُوا أَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَابِدُونَ

Fe kalu e nu'minu li beşereyni mislina ve kavmuhuma lena abidun.

48. ayete git
Onları yalanladılar. Ve helak edilenlerden oldular.
فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا مِنَ الْمُهْلَكِينَ

Fe kezzebuhuma fe kanu minel muhlekin.

49. ayete git
Ve ant olsun, onlar doğru yolu bulsunlar diye Kitap'ı
*
verdik.
وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ

Ve lekad ateyna musel kitabe leallehum yehtedun.

50. ayete git
Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet
*
kıldık. Ve ikisini, suyu olan yerleşime uygun bir tepeye yerleştirdik.
وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُ آيَةً وَآوَيْنَاهُمَا إِلَى رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ

Ve cealnebne meryeme ve ummehu ayeten ve aveynahuma ila rabvetin zati kararin ve main.

51. ayete git
Ey rasuller! Helal ve temiz şeylerden yiyin. Ve salihatı yapın
*
. Kuşkusuz yaptığınız şeyleri bilirim.
يَا أَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا إِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ

Ya eyyuher rusulu kulu minet tayyibati va'melu saliha, inni bima ta'melune alim.

52. ayete git
Bu sizin ümmetiniz
*
, tek bir ümmettir
*
. Ben de sizin Rabb'inizim. O halde bana karşı takva sahibi olun.
وَإِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ

Ve inne hazihi ummetukum ummeten vahıdeten ve ene rabbukum fettekun.

53. ayete git
Sonra emirlerini
*
aralarında parça parça ettiler. Her bir grup kendine olanla yetinmektedir.
فَتَقَطَّعُوا أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُرًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ

Fe tekattau emrehum beynehum zubura, kullu hızbin bima ledeyhim ferihun.

54. ayete git
Artık onları belli bir süreye kadar aymazlıkları ile baş başa bırak!
فَذَرْهُمْ فِي غَمْرَتِهِمْ حَتَّى حِينٍ

Fe zerhum fi gamratihim hatta hin.

55. ayete git
Mal ve oğullarla onlara iyilik yaptığımızı mı sanıyorlar?
أَيَحْسَبُونَ أَنَّمَا نُمِدُّهُم بِهِ مِن مَّالٍ وَبَنِينَ

E yahsebune ennema numidduhum bihi min malin ve benin.

56. ayete git
Hayır, gerçeği kavrayacak bilinçte değiller.
نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِ بَل لَّا يَشْعُرُونَ

Nusariu lehum fil hayrat bel la yeş'urun.

57. ayete git
Rabb'lerine karşı derin saygı duyan kimseler, O'nu incitmekten çekinirler.
إِنَّ الَّذِينَ هُم مِّنْ خَشْيَةِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ

İnnellezine hum min haşyeti rabbihim muşfikun.

58. ayete git
Onlar, Rabb'lerinin ayetlerine inanırlar.
وَالَّذِينَ هُم بِآيَاتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ

Vellezine hum bi ayati rabbihim yu'minun.

59. ayete git
Onlar, Rabb'lerine şirk koşmazlar.
وَالَّذِينَ هُم بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَ

Vellezine hum bi rabbihim la yuşrikun.

60. ayete git
Rabb'lerine döneceklerinin bilinciyle, derin bir saygı içinde vermeleri gerekenleri
*
verirler.
وَالَّذِينَ يُؤْتُونَ مَا آتَوا وَّقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ أَنَّهُمْ إِلَى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَ

Vellezine yu'tune ma atev ve kulubuhum veciletun ennehum ila rabbihim raciun.

61. ayete git
İşte onlar, hayırlarda yarışırlar ve onda öncülük ederler.
أُوْلَئِكَ يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَهُمْ لَهَا سَابِقُونَ

Ulaike yusariune fil hayrati ve hum leha sabikun.

62. ayete git
Hiç kimseyi gücünün yettiğinden fazlasıyla sorumlu tutmayız. Nezdimizde gerçeği söyleyen bir kitap vardır
*
. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.
وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا وَلَدَيْنَا كِتَابٌ يَنطِقُ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

Ve la nukellifu nefsen illa vus'aha ve ledeyna kitabun yantıku bil hakkı ve hum la yuzlemun.

63. ayete git
Fakat onların kalpleri
*
bundan gaflet
*
içindedir. Onlar, başka işlerle
*
uğraşıp durmaktadırlar.
بَلْ قُلُوبُهُمْ فِي غَمْرَةٍ مِّنْ هَذَا وَلَهُمْ أَعْمَالٌ مِن دُونِ ذَلِكَ هُمْ لَهَا عَامِلُونَ

Bel kulubuhum fi gamratin min haza ve lehum a'malun min duni zalike hum leha amilun.

64. ayete git
Nihayet varlıklılarını azapla yakaladığımızda, hemen feryat etmeye başlarlar.
حَتَّى إِذَا أَخَذْنَا مُتْرَفِيهِم بِالْعَذَابِ إِذَا هُمْ يَجْأَرُونَ

Hatta iza ehazna mutrafihim bil azabi iza hum yec'erun.

65. ayete git
Bugün boşuna feryat etmeyin. Kesinlikle Bizden kurtulamazsınız.
لَا تَجْأَرُوا الْيَوْمَ إِنَّكُم مِّنَّا لَا تُنصَرُونَ

La tec'erul yevme innekum minna la tunsarun.

66. ayete git
Vaktinde ayetlerimiz size okunduğunda siz onları hiçe sayıyordunuz.
قَدْ كَانَتْ آيَاتِي تُتْلَى عَلَيْكُمْ فَكُنتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ تَنكِصُونَ

Kad kanet ayati tutla aleykum fe kuntum ala a'kabikum tenkisun.

67. ayete git
Büyüklük taslayarak, geceleri toplanıp ayetlerime karşı saçma sapan değerlendirmeler yapıyordunuz.
مُسْتَكْبِرِينَ بِهِ سَامِرًا تَهْجُرُونَ

Mustekbirine bihi samiran tehcurun.

68. ayete git
Onlar, hala sözün
*
üzerinde düşünmüyorlar mı? Yoksa onlara, atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?
أَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا الْقَوْلَ أَمْ جَاءهُم مَّا لَمْ يَأْتِ آبَاءهُمُ الْأَوَّلِينَ

E fe lem yeddebberul kavle em caehum ma lem ye'ti abaehumul evvelin.

69. ayete git
Yoksa rasullerinin nasıl birisi olduğunu bilmiyorlar da onun için mi onu reddediyorlar?
أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُ مُنكِرُونَ

Em lem ya'rifu resulehum fe hum lehu munkirun.

70. ayete git
Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır, onlara, Hakk
*
ile geldi. Ne var ki onların çoğu haktan hoşlanmıyorlar.
أَمْ يَقُولُونَ بِهِ جِنَّةٌ بَلْ جَاءهُم بِالْحَقِّ وَأَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ

Em yekulune bihi cinneh, bel caehum bil hakkı ve ekseruhum lil hakkı karihun.

71. ayete git
Eğer Hakk
*
onların hevalarına
*
göre belirlenseydi gökler, yer ve onların içindekiler bozguna uğrardı. Hayır, faydalarına olacak öğütlerde bulunduk. Ne var ki onlar faydalarına olan öğütten yüz çevirenlerdir.
وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ أَهْوَاءهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ بَلْ أَتَيْنَاهُم بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَن ذِكْرِهِم مُّعْرِضُونَ

Ve levittebeal hakku ehvaehum le fesedetis semavatu vel ardu ve men fi hinn, bel eteynahum bi zikrihim fe hum an zikrihim mu'ridun.

72. ayete git
Yoksa onlardan bir karşılık mı bekliyorsun? Rabb'inin vereceği karşılık daha hayırlıdır. O rızıklandıranların en hayırlısıdır.
أَمْ تَسْأَلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ

Em tes'eluhum harcen fe haracu rabbike hayrun ve huve hayrur razikin.

73. ayete git
Kuşkusuz sen onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.
وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

Ve inneke le ted'uhum ila sıratın mustakim.

74. ayete git
Kuşkusuz ahirete inanmayanlar, bu doğru yoldan sapanlardır.
وَإِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ عَنِ الصِّرَاطِ لَنَاكِبُونَ

Ve innellezine la yu'minune bil ahıreti anis sıratı le nakibun.

75. ayete git
Onlara, rahmet edip sıkıntılarını gidersek, yine de azgınlıklarına devam ederler.
وَلَوْ رَحِمْنَاهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِم مِّن ضُرٍّ لَّلَجُّوا فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

Ve lev rahımnahum ve keşefna ma bihim min durrin le leccu fi tugyanihim ya'mehun.

76. ayete git
Ant olsun, onları azap ile yakaladık
*
. Ancak Rabb'leri için uslanmadılar ve boyun eğip yakarmadılar.
وَلَقَدْ أَخَذْنَاهُم بِالْعَذَابِ فَمَا اسْتَكَانُوا لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ

Ve lekad ehaznahum bil azabi fe mestekanu li rabbihim ve ma yetedarreun.

77. ayete git
Ne var ki üzerlerine şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman, bütün ümitleri boşa çıkacaktır.
حَتَّى إِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا ذَا عَذَابٍ شَدِيدٍ إِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ

Hatta iza fetahna aleyhim baben za azabin şedidin iza hum fihi mublisun.

78. ayete git
Size; işitme, görme ve düşünme özelliği veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz?
*
وَهُوَ الَّذِي أَنشَأَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ

Ve huvellezi enşee lekumus sem'a vel ebsara vel ef'ideh, kalilen ma teşkurun.

79. ayete git
Sizi yeryüzünde çoğaltan O'dur. Ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.
وَهُوَ الَّذِي ذَرَأَكُمْ فِي الْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

Ve huvellezi zereekum fil ardı ve ileyhi tuhşerun.

80. ayete git
Hayat veren de ve öldüren de O'dur. Gece ve gündüzün oluşması O'nun yasalarına göredir. Niçin aklınızı kullanmıyorsunuz?
وَهُوَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Ve huvellezi yuhyi ve yumitu ve lehuhtilaful leyli ven nehar, e fe la ta'kılun.

81. ayete git
Ancak onlar öncekilerin dediklerinin aynısını dediler.
بَلْ قَالُوا مِثْلَ مَا قَالَ الْأَوَّلُونَ

Bel kalu misle ma kalel evvelun.

82. ayete git
Dediler ki: "Ölüp de toprak ve kemik yığını olduktan sonra mı diriltileceğiz?"
قَالُوا أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَئِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

Kalu e iza mitna ve kunna turaben ve izamen e inna le meb'usun.

83. ayete git
Ant olsun ki bize yapılan bu uyarı, daha önce atalarımıza da yapılmıştı. Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir.
لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَآبَاؤُنَا هَذَا مِن قَبْلُ إِنْ هَذَا إِلَّا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ

Lekad vuıdna nahnu ve abauna haza min kablu in haza illa esatirul evvelin.

84. ayete git
De ki: "Söyleyin bakalım, yeryüzü ve onda bulunanlar kime aittir?"
قُل لِّمَنِ الْأَرْضُ وَمَن فِيهَا إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

Kul li menil ardu ve men fiha in kuntum ta'lemun.

85. ayete git
"Allah'a aittir." diyecekler. De ki: " Hala öğüt almayacak mısınız?"
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

Seyekulune lillah, kul e fe la tezekkerun.

86. ayete git
De ki: "Yedi göğün ve muazzam arşın
*
Rabb'i kimdir?"
قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

Kul men rabbus semavatis seb'ı ve rabbul arşil azim.

87. ayete git
"Allah'tır." diyecekler. De ki: "O halde takva sahibi olmayacak mısınız?
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ

Seyekulune lillah, kul e fe la tettekun.

88. ayete git
Sor bakalım: "Evrenin egemenliğine sahip olan, koruyup gözeten ve kendisine karşı kimsenin korunamayacağı kimdir? Biliyorsanız söyleyin."
قُلْ مَن بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

Kul men bi yedihi melekutu kulli şey'in ve huve yuciru ve la yucaru aleyhi in kuntum ta'lemun.

89. ayete git
"Her şey Allah'a aittir." diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da aldanıyorsunuz?"
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ فَأَنَّى تُسْحَرُونَ

Seyekulune lillah, kul fe enna tusharun.

90. ayete git
Oysa onlara Hakkı sunuyoruz. Onlar ise kesinlikle yalanlamaktadırlar.
بَلْ أَتَيْنَاهُم بِالْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

Bel eteynahum bil hakkı ve innehum le kazibun.

91. ayete git
Allah, çocuk edinmemiştir. Ve O'nun yanı sıra bir ilah daha yoktur. Eğer olsaydı her ilah kendi yarattığı ile birlikte hareket eder ve kimisi kimisine üstün olurdu. Allah, onların niteledikleri şeylerden münezzehtir.
مَا اتَّخَذَ اللَّهُ مِن وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ إِلَهٍ إِذًا لَّذَهَبَ كُلُّ إِلَهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

Mettehazallahu min veledin ve ma kane meahu min ilahin izen le zehebe kullu ilahin bima halaka ve le ala ba'duhum ala ba'd, subhanallahi amma yasıfun.

92. ayete git
O, gizliyi de açığı da bilir. Onların şirk koştuklarından çok yücedir.
عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ

Alimil gaybi veş şehadeti fe teala amma yuşrikun.

93. ayete git
De ki: "Rabb'im! Eğer onlara "uyarısı yapılan azabı bana göstereceksen;"
قُل رَّبِّ إِمَّا تُرِيَنِّي مَا يُوعَدُونَ

Kul rabbi imma turiyenni ma yuadun.

94. ayete git
"Rabbim! Beni, o zalim toplumun içinde bırakma."
رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِي فِي الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

Rabbi fe la tec'alni fil kavmiz zalimin.

95. ayete git
Kuşkusuz onları uyardığımız şeylere seni tanık yapmaya gücümüz yeter.
وَإِنَّا عَلَى أَن نُّرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَادِرُونَ

Ve inna ala en nuriyeke ma neıduhum le kadirun.

96. ayete git
Kötülüğü en iyi şekilde sav. Biz, yakıştırmakta oldukları şeyleri çok iyi biliyoruz.
ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ السَّيِّئَةَ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ

İdfa' billeti hiye ahsenus seyyieh, nahnu a'lemu bi ma yasıfun.

97. ayete git
De ki: "Rabb'im! Şeytanların etkilemelerinden Sana sığınırım."
وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ

Ve kul rabbi euzu bike min hemezatiş şeyatin.

98. ayete git
"Rabb'im! Benimle yakınlık kurmalarından Sana sığınırım."
وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ

Ve euzu bike rabbi en yahdurun.

99. ayete git
Onlardan birine ölüm geldiği zaman, "Rabb'im beni hayata geri döndür." diye yalvarır.
حَتَّى إِذَا جَاء أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ

Hatta iza cae ehadehumul mevtu kale rabbirciun.

100. ayete git
Böylece ihmal ettiğim salih
*
işleri yaparım. Hayır! Kuşkusuz onun söylediği kesinlikle boş bir sözden ibarettir. Onların tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında
*
bir berzah
*
vardır.
لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّا إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِن وَرَائِهِم بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Lealli a'melu salihan fima terektu kella, inneha kelimetun huve kailuha, ve min veraihim berzahun ila yevmi yub'asun.

101. ayete git
Sura üfürüldüğü gün, artık ailenin, akrabanın bir yararı yoktur. Birbirlerinden yardım da göremezler!
فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ فَلَا أَنسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَاءلُونَ

Fe iza nufiha fis suri fe la ensabe beynehum yevme izin ve la yetesaelun.

102. ayete git
Kimlerin tartısı ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
فَمَن ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Fe men sekulet mevazinuhu fe ulaike humul muflihun.

103. ayete git
Ve kimlerin tartıları hafif gelirse, işte onlar kendilerine yazık edenlerdir; Cehennem'de sürekli kalıcıdırlar.
وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنفُسَهُمْ فِي جَهَنَّمَ خَالِدُونَ

Ve men haffet mevazinuhu fe ulaikellezine hasiru enfusehum fi cehenneme halidun.

104. ayete git
Ateş yüzlerini yalar ve onlar, orada acıyla somurtup kalırlar.
تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَالِحُونَ

Telfehu vucuhehumun naru ve hum fiha kalihun.

105. ayete git
Ayetlerim size okunduğunda; onları yalanlayanlar siz değil miydiniz?
أَلَمْ تَكُنْ آيَاتِي تُتْلَى عَلَيْكُمْ فَكُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

E lem tekun ayati tutla aleykum fe kuntum biha tukezzibun.

106. ayete git
Dediler ki: "Rabb'imiz! Azgınlığımıza yenilen sapkın bir topluluktuk."
قَالُوا رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَالِّينَ

Kalu rabbena galebet aleyna şıkvetuna ve kunna kavmen dallin.

107. ayete git
"Rabb'imiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha aynısını yaparsak zalim olduğumuz kesinleşmiş olur."
رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَالِمُونَ

Rabbena ahricna minha fe in udna fe inna zalimun.

108. ayete git
Dedi ki: "Sinin orada. Ben'den boşuna bir şey istemeyin."
قَالَ اخْسَؤُوا فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ

Kalahseu fiha ve la tukellimun.

109. ayete git
Gerçek şu ki, kimi kullarım: "Rabb'imiz! Biz iman ettik; bizi bağışla, bize merhamet et, merhametlilerin en iyisi sensin." diyorlardı.
إِنَّهُ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْ عِبَادِي يَقُولُونَ رَبَّنَا آمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ

İnnehu kane ferikun min ibadi yekulune rabbena amenna fagfir lena verhamna ve ente hayrur rahımin.

110. ayete git
Siz ise onları alaya aldınız; öyle ki benim öğütlerimi kulak ardı ettiniz. Onların haline gülüyordunuz.
فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتَّى أَنسَوْكُمْ ذِكْرِي وَكُنتُم مِّنْهُمْ تَضْحَكُونَ

Fettehaztumuhum sıhriyyen hatta ensevkum zikri ve kuntum minhum tadhakun.

111. ayete git
Gerçek şu ki, bugün onlara size sabretmelerinin karşılığını verdim. Onlar kazançlı çıkanlardır.
إِنِّي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوا أَنَّهُمْ هُمُ الْفَائِزُونَ

İnni cezeytuhumul yevme bima saberu ennehum humul faizun.

112. ayete git
Allah: "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" dedi.
قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ

Kale kem lebistum fil ardı adede sinin.

113. ayete git
"Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. Hesabını tutanlara sor!" dediler.
قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَاسْأَلْ الْعَادِّينَ

Kalu lebisna yevmen ev ba'da yevmin fes'elil addin.

114. ayete git
"Çok az bir süre kaldınız. Keşke o zaman bunu kavramış olsaydınız." dedi.
قَالَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا لَّوْ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

Kale in lebistum illa kalilen lev ennekum kuntum ta'lemun.

115. ayete git
"Yoksa sizi boş yere yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"
أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

E fe hasibtum ennema halaknakum abesen ve ennekum ileyna la turceun.

116. ayete git
Şunu bilin ki, gerçek egemenlik sahibi olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka ilah yoktur. O şerefli arşın
*
Rabb'idir.
فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ

Fe tealallahul melikul hakk, la ilahe illa hu, rabbul arşil kerim.

117. ayete git
Her kim, hakkında hiçbir burhan
*
olmadığı halde, Allah'ın yanı sıra başka bir ilahtan istekte bulunursa, bilsin ki onun hesabı yalnızca Rabb'ine aittir. Kuşku yok ki gerçeği yalanlayan nankörler kurtuluşa eremezler.
وَمَن يَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِهِ فَإِنَّمَا حِسَابُهُ عِندَ رَبِّهِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ

Ve men yed'u maallahi ilahen ahare la burhane lehu bihi fe innema hısabuhu inde rabbih, innehu la yuflihul kafirun.

118. ayete git
Ve de ki: "Rabb'im! Bağışla ve merhamet et. Sen merhametlilerin en hayırlısısın."
وَقُل رَّبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ

Ve kul rabbigfir verham ve ente hayrur rahımin.